Vahdet-i Vucud / Panteizm Eleştirisi

Vahdet’i Vücud özellikle tasavvufta yaygın olan, kökeni doğu dinlerine dayanan bir inançtır. Bu görüşe göre yaratan da yaratılan da tektir. Diğer bir değişle –haşa- her şey Allah’tır. Evren ve çeşitlilik aslında bir yanılsamadan ibarettir. Bu ifadeyi bazen her şeyin Allah’tan olduğu, görünen çeşitliliğin arkasında Allah’ın yaratmasından dolayı birlik olduğu anlamında anlayanlar ve kullananlar da olmuştur ve olmaktadır, bu tarz bir kullanım elbette ki İslam’ın görüşüdür; zaten tevhid bu anlama gelmektedir. Fakat tasavvuf görüşü altında ifade edilen Vahdet’i Vücud’u, birçok kişinin, her şeyin Allah’la özdeşleştirilmesi anlamında kullandığı; her şeyin Allah’tan olmasıyla her şeyin Allah ile özdeş olması arasındaki önemli fark olduğuna dikkat edilmelidir.
Bu İslam’a aykırı kullanım yüzünden, Kuran’da yer almayan bu sıfatın, bu yanlış anlam yüklensin veya yüklenilmesin, kullanılmamasının daha doğru olduğu kanaatindeyiz; sonuçta bu kavram yanlış bir Allah görüşünü ifade etmek için de kullanıldığı için, bu kavrama bu anlam yüklenmediğindede zihinlerde o yanlış anlamı çağrıştırma ihtimali vardır. Her şeyin Allah’la özdeşleştirilmesi anlamında Vahdet’i Vücud görüşünün felsefi karşılığı Panteizm’dir. Panteizm ya da Tümtanrıcılık, evreninin bütünün Allah olduğunu ileri süren felsefi görüştür. Bu görüşe göre her şey Allah’tır; biz insanlar, ağaçlar, doğa yasaları her şey Allah’ın parçasıdır. Panteizm’e göre Allah evrenle özdeştir, ondan ne fazladır, ne azdır. Bu görüşün Batı felsefe tarihinde fazla savunucusu olmamıştır, en meşhur savunucusu ise Spinoza’dır. Panteizm’e yakın görüşler daha ziyade uzak doğu düşüncesi ve dinleri tarafından savunulmuştur. Panteizm çeşitli açılardan çelişkili bir görüştür. Bunlar şu şekilde özetlenebilir:
1.Panteizm evrenin sonsuzdan beri geldiğini iddia eder. Ancak modern kozmoloji göstermiştir ki evren bundan 14 milyar yıl önce ortaya çıkmıştır. Dolayısı ile panteizm açık bir biçimde modern bilimin verileri ile çelişmektedir; evrenin yaratıcısı ondan bağımsız, zaman ve mekan dışında bir varlık olmak zorundadır.
2.Panteizm’in çoğu formuna göre biz yanılsamalarız, gerçekten var olan varlıklar değiliz. Tek bir varlık ve benlik vardır o da Allah’tır. “Ancak ben yanılsamayım, gerçekte yokum” cümlesinin kendisi çelişkili bir cümledir. Ünlü felsefeci Descartes’ın da dikkat çektiği gibi bu cümleyi söylemek, anlamak, bu cümleyi düşünmek için “benim” var olmam şarttır.
3.Eğer Panteizm doğruysa neden Allah’ın bir parçası olduğumuzu hatırlamıyoruz ? Ne oldu da böyle bir yanılgıya düştük? Mükemmel bir varlığın parçaları yanılgıya nasıl düşebilir? Bilgideki eksikliklerimiz, kaygılarımız gibi birçok unsur, kendimizi Allah’ın bir parçası olarak görmenin hatalı olduğunu ortaya koymaya yeterlidir. Allah’ın varlığından şüphe eden bir varlığın Allah’ın parçası olduğunu söylemek, Allah’ın kendi kendinden şüphe duyduğunu söylemektir; bunu hangi akıl kabul edebilir?
4.Dünyada çeşitli kötülük ve ahlaksızlıkların olduğu açıktır. Sonsuz iyi bir varlığın, parçaları nasıl kötü olabilir? Bir çocuk tecavüzcüsünün sonsuz iyi bir Allah’ın parçası olduğu nasıl savunulabilir? Sonsuz iyi bir İlah’ın parçaları kötü, ya da aşağılık olamaz elbette ki.
5.Panteizm’e göre evrenin birden fazla varlıklara bölünmüş gibi gözükmesi bir yanılsamadır. Peki ama sonsuz mükemmel, iyi bir İlah, neden böylesi güçlü bir yanılsama yaratsın? Neden kendi parçalarını, ya da kendi kendini kandırsın? Elbette ki böyle bir iddia sonsuz mükemmel İlah imajı ile çelişmektedir.
6.Kur’an’ın tarif ettiği din panteizm değildir. Dolayısı ile Kuran Allah’ın kitabı ise Panteizm yanlıştır. Dolayısı ile Kur’an’ın Allah’ın kitabı olduğunun her delili, aynı zamanda Panteizm için karşıt delil niteliği taşır.
Her şeyin ve herkesin hâşâ Allah’ın bir parçası olduğunu iddia etmek Kuran’ın temel mesajına tamamıyla terstir. Böyle bir bakış açısında ne ahiret inancı, ne Kuran’da anlatıldığı gibi dünyanın bir sınav olduğu gerçeği, ne peygamberlerin misyonunun bir anlamı kalmaz. Kuran’ın hangi sayfasını açarsanız açın, bu inançla çelişen bir ayete rastlarsınız.
Vahdet’i Vücud’la çelişen yüzlerce ayete, evrenin yoktan yaratıldığına işaret eden birçok ayet örnek olarak verilebilir.

“O, gökleri ve yeri yoktan var edendir. Bir şeyi yaratmak isteyince sadece “Ol” der, oluverir”.

(2-Bakara-117)

Yüce Rabbimiz gökleri ve yeri yoktan yaratmıştır. Onlar ne hayaldir, ne de onun parçasıdır. Bu ayet açıkça buna işaret etmektedir. “Gök ve yer hâşâ Allah’tır, ya da onun parçasıdır” demek, yukarıdaki ve benzeri ayeleri inkâr etmektir. Nitekim Vahdet’i Vücud’u savunmak, Allah’ın en önemli sıfatlarından biri olan Yaratıcı olma sıfatını inkar etmektir. Zira “Allah’tan başka bir şey yoktur” demek, “Allah hiçbir şey yaratmamıştır” demeye eşittir.
Vahdet’i Vücud’u savunanlar farkında olmadan Allah’a hakaret de etmektedirler. Zira onlara göre, Ebu Leheb de, Şeytan da, müşrikler de, çocuk tecavüzcüleri de hâşâ Allah yapılmaktadırlar. Allah Kuran’da kendini mi kınamaktadır?
Başka bir ayete bakalım:

“Ben cinleri ve insanları, ancak Bana kulluk etsinler diye yarattım.”

(51-Zariyat-56)

Bu ayet de Vahdet’i Vücud inancı ile çelişir. İnsanlar ve cinler Allah’ın kulları olma şerefine ulaşan varlıklardır, haşa parçaları değildir. Bu ayette net biçimde bu husus açıklanmaktadır. Allah yaratıcımızdır elbette.
Vahdet’i Vücud’la çelişen ayetlerin sayısı yukarda belirttiğimiz gibi çoktur. Kuran’da Allah yüzden fazla sıfatla tarif edilmasine karşı Kuran’da olmayan, Kuran’ın apaçık ayetlerine aykırı, mantığa ve sağduyuya sığmayan, Hinduizm gibi başka kültürlerin etkisiyle İslam’a giren bu inancın İslam’la bir ilgisi olmadığını ifade etmek hepimizin vazifesidir.

Kaynak: https://tr-tr.facebook.com/TeizmArsivi

Bir cevap yazın