Tüm Evren Sadece Bizim İçin Mi?

Evrende bu kadar fazla boşluk olması ve evrenin büyüklüğü  karşısında Dünya’nın bir toz zerresi kadar olması bazı kesimler tarafından dünyanın evren karşısındaki önemsizliğinin delili olmuştur. Ancak son yıllarda yapılan gözlem ve deneylerin sonucunda  Dünya’da yaşamın oluşabilmesi için evrenin bu büyüklüğüne ve  bu kadar fazla boşluğa sahip olmasının gerekliliği anlaşılmıştır.  Şayet evren bu kadar boşluğa ve büyüklüğe sahip olmasaydı daha  sıcak olurdu ve ısı yeterince yayılamadığından dünyada yaşam  oluşamazdı. Dünya’nın Güneş sistemindeki konumu da yaşamın oluşabilmesi için son derece hassas ayarlanmıştır. Şayet Dünyamız Güneş sisteminde üçüncü değil de ikinci ya da dördüncü sırada olmuş olsaydı içinde yaşamı ve canlılığı barındıracak özel -liğe sahip olamazdı. Yine Dünya’nın uzay içindeki konumu da  oldukça anlamlıdır. Örneğin Astronomi profesörü Guillermo Gonzalez ile teolog ve filozof olan Jay W. Richards’a göre Dünya’nın  Samanyolu galaksisi içindeki oldukça kenarda bulunan yeri insanoğlunun evreni keşfetmesi için çok ideal bir konumda olduğunu yani bu konumun tesadüfler sonucu değil özenle seçildiğini  göstermektedir. Buna göre şayet Dünya galaksinin merkezinde  olsaydı dış galaksilerin gözlemlenmesi mümkün olmayacaktı.

Dünya’nın etrafındaki gezegenlerin varlığı da yaşam için son derece gereklidir. Örneğin Jüpiter gezegeninin varlığı dünyanın yörüngesinin istikrarını sağlamakta, dünyanın dengesini ve güneşe
olan mesafesini korumakta ve ayrıca dünyayı meteor ve kuyruk-lu yıldız çarpmalarına karşı en az bin defa fazla hedef olmaktan  koruyarak adeta bir kalkan vazifesi görmektedir. Dünya, atmos -feriyle, ısısıyla, konumuyla, kütlesi ve manyetik alanıyla ve daha  pek çok özelliği ile adeta yaşam için donatılmıştır.

Astronomi profesörü Guillermo Gonzalez ile teolog ve filozof olan Jay W. Richards tarafından yazılan The Privileged Planet  (İmtiyazlı Gezegen) isimli eserde içinde yaşamın oluşabile ceği mükemmellikteki bir Dünya’nın var olabilmesi için gerekli  şartlara dikkat çekilmekte ve Dünyamızın sahip olduğu bu şart ların tesadüflere meydan bırakmayacak yönüne vurgu yapılmak-tadır. Söz konusu eserde bu konuda öne çıkan bazı hassas ayarların şu şekilde özetlenmeleri mümkündür:

Guillermo Gonzalez’in de dikkat çektiği gibi esasen içinde  bulunduğumuz dünyada  kâğıt kadar ince bir yeryüzü kabuğunun üzerinde yaşıyoruz… Eğer bu kabuk belirgin olarak daha
kalın olsaydı, yerkabuğunun yapı hareketlerini incelemek mümkün olmayacaktı . Yeryüzü kabuğunun kalınlığı 4 mil ile 30 mil  arasında değişmektedir. Bu kabuk bir düzineden fazla teknotik  lehvanın sürekli hareketine sahne olmaktadır. Bu dinamik jeolo -ji gezegenin iç ısısını düzenlemekte, karbonu yeniden işlemekte  ve kimyasal elementleri harmanlayarak tüm canlı organizmalar  için gerekli olan maddeleri hazırlamakta ve en nihayetinde kıtalara şekil vermektedir. Yeryüzünün derinliklerinde sıvı demirin  hareketi kompleks yaşamın oluşması için zorunlu olan koruyucu  manyetik alanı üretmektedir. Eğer dünyamız daha küçük olsaydı  bunun sonucunda manyetik alanı da küçük olacaktı, böylece yıldızımız rüzgârları atmosferimizi yok edecekti. California Teknoloji Enstitüsü fizikçilerinden Bijan Nemati ise  içinde yaşamın var olabilmesi için atmosferimizin oksijene duyduğu ihtiyacı şu şekilde ifade etmektedir: Oksijenli bir atmosfere  ihtiyacımız var. Yeryüzünün sahip olduğu oksijen/nitrojen içerikli atmosfer kompleks yaşam için gereklidir. Uzaydan gözlendiği
gibi yeryüzünün atmosferini ince mavi bir ışık şeridi sarmaktadır. % 78 Nitrojen, % 21 Oksijen, % 1 CO2  ve diğer gazlar. Gezegenin çapının % 1 den bile daha küçük bir kısmı ölçüldüğünde  atmosferin nitrojen, oksijen ve karbondiosit karışımından oluştu -ğu görülür. Bunun sonucunda atmosferimiz ılımlı bir iklim, güneşin radyasyonundan korunma, sıvı su için gerekli olan doğru
gaz karışımını ve kompleks yaşamı sağlamaktadır.

NASA’da  çalışan bilim adamı fizikçi Kevin Grazier, Dünyamızın uydusu olan Ay’ın sahip olduğu büyüklüğün Dünya’daki yaşamın varlığı için önemine dikkat çekmektedir: Dünya kadar büyük bir gezegen için, ayımız gerçekten büyüktür. Bu durum  şunu göstermektedir: Eğer ayımız olmasaydı biz de var olmayacaktık.  Dünyanın dörtte biri büyüklüğe sahip olan ay, bu güçlü  çekim etkisi özelliği ile yeryüzünün dönüş eksenini yaklaşık olarak 23,5 derecede sabitler. Bu da göreceli olarak ılıman mevsimsel değişiklikleri sağlar. Yani tüm güneş sistemindeki tek kompleks yaşam alanının oluşması için gerekli olan yumuşak iklimi  meydana getirir. Yeryüzünün atmosferine olan ilgimiz belirgin bir şekilde son  40 yıldır artmaktadır, keşif uzay araçları güneş sistemimizin derinliklerine inip araştırmalar yapmaktadır. Bu görevlerin doğruladığı üzere, güneş sistemi ailesine ait 70’ten fazla gezegen ve uydunun içerisinde, yeryüzü kalın bir gaz kubbesi ile çevrelenmiş 7
kütleden biridir. Bu yedinin içerisinde sadece dünyanınki kompleks hayatı destekleyecek şekildedir ve sadece dünyanın atmosferi saydam bir yapıya sahiptir. Guillermo Gonzalez’e göre: Bu öyle bir atmosfer ki içeriğinin büyük kısmını oksijen ve nitrojen ve çok az miktarda karbon  ve diğer karbon birleşiklerinden ya da atomlarından atmosfere  saydamlık özelliğini veren gazlardan oluşmaktadır.  Eğer atmosferimizde daha çok karbon miktarı olsaydı ince bir sis tabakamız
olacaktı. Atmosferimizde organik sisler oluşacaktı. Örneğin büyük bir uydu olan titanda olduğu gibi . Satürn’nün en büyük uydusunu sıkıca sarmış olan gaz tabakası, tıpkı Neptün, Uranüs,
Satürn, Jüpiter ve pek tabiî ki Venüs’ün sera etkisinde kaynayan  atmosferlerini andırmaktadır. Bu yaban diyarların hiçbirisi yıldız -ları bilmez ve hatta güneşin açık temiz bir görüntüsünü gözlemleme imkânı vermez.

Jay Richards ise bu noktada dikkat çekici bir yaklaşımda bu lunmaktadır.  “Şimdi birdenbire titana, Venüs’e ya da gaz devi olan diğer  gezegenlerden herhangi bi risine nakledilseniz, Güneş’in net bir  görüntüsünü almak umurunuzda olmayabilir çünkü hâlihazırda  ölü olursunuz. Fakat işte burası tam da önemli noktadır. Eğer biz  doğru isek, hem yaşanabilirlik hem de bilimsel keşif aynı yerde
görülüyorsa, elde edeceğiniz sonuç bizim yeryüzünde elde ettiğimiz sonuç olacaktır. Yani bizim gibi kompleks bir yaşamı destekleyen ve çevremizdeki evreni keşfetmemizi sağlayan bir atmosfer”.

 

a – Evrendeki Konumumuz Önemli mi ?

 

Guillermo Gonzales ve Jay W.Richatds tarafından yazılan The Privileged Planet adlı kitap.Bu konuya çok ilginç bir açıdan bakmamızı sağlıyor .Yazarlar dünyanın yerinin bilimsel faaliyetler için fevkalade elverişli olduğunu keşfettiler, Onların tezine göre ,Dünya , evrenin mümkün olabilecek bütün mekanları içinde yaşanabilirliğin  Sağlanacağı çok küçük bir alanda bulunmakla kalmıyor aynı zamanda , kozmolojiden ve galaktik astronomiden yıldız astrofiziğine ve jeofizine kadar şaşırtıcı derecede müstesna bir ölçüm çeşitliliğini yapmaya da en uygun konumda bulunuyor


Örneğin yıldız ışıklarının fazlalığından dolayı uzayın derinliklerini göremediğimiz bir yerde bulunabilirdik  , Galaksimizin ve dünyamızın konumu tam da bugün ki gibi  olmasaydı , önemli bilimsel araştırmaları ve gözlemlerimizi asla yapamayacaktık .

b – Bizim gibi yaşam formlarının olma olasılığı nedir ? Yalnız mıyız ?

 

Hugh Ross  kabaca fakat ihtiyatlı bir  hesaplamayla evrende bizimki gibi ( İnsan benzeri  )  gezegenin varolma şansının  yaklaşık 10^30 da bir olduğunu bulmuştur .
Şu anki  bilimsel teknoloji ile bunu biliyoruz ancak yine de  andromedadan buraya doğru bakan bizim geçmişimizi görüp acaba orda da birileri var mı diye kendine soran bilinçli varlıklar olabilir.


c-Boyut önemli mi ?


Şuan bu satırları okuduğunuz odanın ya da mekanı içindeki herşey ile aniden mikro saniyeler içinde %100 küçültsek kim için ne fark eder aynısını dünya hatta samanyolu gakaxisi için yapalım fark nedir ? boyuta bu kadar fazla takılma
k akılsızlık olmaz mı ?


d – Bunlar neyi gösterir  ?

Matematikçi Roger Penrose evrende yaşamın tesadüf oluşma olasılığını 10^10^123 (123 tane sıfırlı rakamda bir) olarak hesaplamıştır. Dünyadaki her atomun üzerine bir sıfır koyabilseydik bile bu yine bu rakamı yazmaya yeterli olmazdı. Artık gerisini siz düşünün.

 

Allah evreni bizim onun varlığını anlayabilmemiz için bu kadar büyük yaratmıştır. Eğer evren sadece dünyadan ibaret olsaydı dünyanın tesadüf oluşmuş olması gayet normal karşılanırdı ve elimizde Allahın varlığına dair delil olamazdı. Zaten bu yüzden birçok ayette kainatın yaratılışında insanlar için deliller vardır diye vurgu yapılmıştır.

Kainatın büyüklüğü karşında insanın acizliği küçüklüğü o kadr öne çıkyor ki biz uzaydda dolanan bir kürenin etrafında birbirinin hayatını zehir etmeyi gaye edinmiş  düşünebilen canlılarız.

Kaynak : http://pessimistfelsefe.blogspot.com.tr/2013/10/tum-evren-sadece-bizim-icin-mi-alan.html

Bir cevap yazın