Resule İtaat Ne Demektir?

İnsanlar Kur’an’ı gerektiği gibi okumadıkları ya da bu gerçek işlerine gelmediği için, Allah’ın elçisine yüklediği görevden de haberdar değiller. Ayetler, elçilerin görev tanımlamalarını net bir şekilde ortaya koyar:

“Allah’a itaat edin, elçiye itaat edin, sakının. Eğer yüz çevirirseniz şunu bilin: Bizim elçimize düşen sadece apaçık bir tebliğdir.”

(Maide Suresi 92).

“Elçiye düşen, tebliğden başka bir şey değildir. Allah sizin açığa vurduklarınızı da gizlediklerinizi de bilir.”

(Maide Suresi 99).

“Ya onlara vadettiğimiz şeylerin bir kısmını sana gösteririz yahut da seni vefat ettiririz. O halde tebliğ etmek sana, hesap sormak bize düşer.”

(Rad Suresi 40).

“Elçilere düşen, açık bir tebliğden başkası değildir.”

(Nahl Suresi 35).

“Yine de yüz çevirirlerse artık sana düşen, açık bir tebliğden başka şey değildir.” (Nahl Suresi 82).

“Eğer yalanlarsanız bilin ki, sizden önceki ümmetler de yalanlamıştı. Elçiye de düşen, açık bir tebliğden başka şey değildir.”

(Ankebut Suresi 18).

“Yüz çevirirlerse Biz seni onlar üzerine bekçi göndermedik. Sana düşen, tebliğden başkası değildir.”

(Şura Suresi 48).

“De ki: Allah’a da itaat edin, elçiye de. Eğer yüz çevirirseniz, onun görevi ona yüklenen, sizin göreviniz de size yüklenendir. Eğer ona itaat ederseniz doğru yolu bulursunuz. Elçiye düşen, açık bir tebliğden başkası değildir.”

(Nur Suresi 54).

Ayetlerdeki Allah’a ve elçiye itaat ifadeleri rivayet dinini savunanlar tarafından saptırılmakta ve sanki elçiye itaat edilmesinin sebebi Allah’tan almış olduğu vahiy değil de, vahiy dışında koyduğu hükümlermiş gibi Allah ile elçisinin arası ayrılmaktadır. Ayetlerde elçiye itaat edilmesinin sebebi Allah’ın izni iledir. Yani elçiye itaat, ilahi emirleri alan kişi olması nedenine dayanmaktadır:

“Biz her elçiyi, Allah’ın izniyle kendisine itaat edilsin diye gönderdik…”

(Nisa Suresi 64).

Kur’an’da, Allah’a ve elçisine itaat iki ayrı kavram değildir. Bu yüzden “Allah’a uymak için Kur’an’a, elçiye uymak için ise elçiden geldiği kabul edilen hadislere uymak gerekir” görüşü hatalıdır. Kur’an ayetlerinin gösterdiği gibi, “Allah ve elçisi” tek bir uygulama ve itaat kaynağına karşılık gelmektedir.

Bu gerçek ile ilgili örneklere geçmeden önce “Allah ve elçisi” kalıbının daha iyi anlaşılması için bazı ayetlere dikkat çekmek gerekir:

“Allah’ı ve resulünü incitenlere gelince: Allah onları bu dünyada da öte dünyada da rahmetinden mahrum edecek ve onlar için alçaltıcı bir azap hazırlayacak.”

(Ahzab Suresi 57).

Ayetten de görüldüğü üzere tıpkı elçiye itaatin Allah’a itaat olmasındaki gibi, elçiye yapılacak bir eziyetin, Allah’a yapılmış sayılacağı ifade edilir. Çünkü kimsenin Allah’a eziyet edebilmesi söz konusu değildir. Aynı şekilde:

“Ey iman sahipleri! O sizi, size hayat verecek şeye çağırdığında, Allah’a ve resulüne icabet edin…”

(Enfal Suresi 24)

ayetinde “Allah’a ve resulüne icabet edin” cümlesinin yüklemi ikil formda değil tekil formda gelmiştir. Dolayısıyla “O sizi, size hayat verecek şeye çağırdığında” ifadesinden, çağrının sahibinin Allah, çağrıyı yapanın ise elçisi olduğu anlaşılmaktadır. Yine ayette anlaşmazlığa düşülen konuların Allah’a ve elçisine götürülmesi söylenir. Şüphesiz ki konunun doğrudan Allah’a götürülmesi mümkün değildir. Konu elçiye götürüldüğünde elçi, Allah’tan aldığı ayetlere bakarak konu hakkında hüküm verecektir:

“…Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz onu Allah’a ve elçisine götürün. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız böyle yaparsınız…”

(Nisa Suresi 59).

Tövbe suresinin ilk ayeti:

“Allah ve resulünden, kendileriyle antlaşma yapmış bulunduğunuz müşriklere bir ihtar/uyarıdır bu.”

(Tövbe Suresi 1)

şeklinde başlar. Oysa söz konusu bu ihtar Allah ve resulünün ortaklaşa yazdıkları bir bildiri değildir. Ancak peygamberimiz, Allah’ın elçiliği vazifesi sebebiyle yani Allah’ın mesajının onun ağzından insanlara duyurulmuş olması sebebiyle Allah ile birlikte anılmaktadır. Uyarıyı bildiren Allah, geldiği gibi tebliğ eden ise elçisidir.

Yine Tövbe suresinde Allah, elçisi aracılığıyla, müşrikler hakkında bir açıklama yapmaktadır:

“Bu, aynı zamanda, Allah ve elçisinden tüm halka, büyük hac günü yayımlanmış bir duyurudur: Allah putperestlerden uzaktır, elçisi de… Tövbe ederseniz sizin için daha iyidir. Dönerseniz, bilin ki siz Allah’ı aciz bırakamazsınız. İnkârcılara acı bir azabı müjdele.”

(Tövbe Suresi 3).

Bu ayetteki duyuru insanlara elçi tarafından ulaştırılmıştır ancak ayette bu duyurunun “Allah’tan ve elçisinden” geldiği ifade edilmiştir. Şurası açıktır ki elçi müşriklere, Allah’ın bu duyurusu dışında bir duyuru yapmamıştır. Ayette bahsedilen duyuru Allah tarafından bildirilmiş ve elçisi tarafından insanlara ulaştırılmıştır. Bu duyurunun Allah ve elçisinden geldiğinin söylenmesi gösteriyor ki Allah ve elçisi iki ayrı kural koyucu değildir. Allah tüm yasaların kaynağıdır. Ancak Allah, bu yasaları herkese tek tek bildirmemiş, bir elçi seçerek kutsal mesajını insanlara o elçi aracılığıyla ulaştırmıştır.

Fetih suresinde, peygamberimiz ile anlaşma yapıp ona olan bağlılıklarını bildirenlerin aslında Allah ile anlaşma yaptıkları ifade edilir. Çünkü peygamberimize, Allah’ın elçisi olduğu için biat edilmektedir:

“Sana biat edenler gerçekte yalnız Allah’a biat etmişlerdir: Allah’ın (yardım) eli, onların (biat için kenetlenen) elleri üzerindedir: Bundan böyle kim ahdinden dönerse iyi bilsin ki o sadece kendi aleyhine dönmüş olur; kim de Allah’a verdiği ahde sadık kalırsa O, ona muhteşem bir ödül ihsan edecektir.”

(Fetih Suresi 10).

Yine başka bir ayette Allah’a olan sevgi ve bağlılığın göstergesinin Allah’ın mesajını getiren elçiye uymak olduğu bildirilir:

“De ki: Eğer siz Allah’ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.”

(Ali İmran Suresi 31).

Enfal suresinde şu ifade yer almaktadır:

“Ey inananlar! Allah’a ve elçisine itaat edin. İşitip durduğunuz halde ondan yüzünüzü çevirmeyin.”

(Enfal Suresi 20).

Bu ayette inananlardan Allah’a ve elçisine itaat etmeleri istenirken ayet “işitip duyduğunuz halde ondan yüz çevirmeyin” ifadesi ile sona erer. Buradaki ifadede çoğul zamir olan “onlardan” değil, tekil zamir olan “ondan” kelimesinin kullanılması anlamlıdır. Çünkü Allah ve elçisi iki ayrı dini kaynak getirmezler. Allah’ın gönderdiği ve elçisinin inananlara ilettiği mesaj tektir. O tek kaynak da Kur’an’dır. Aynı şey

“Kim de Allah’a ve Resulü’ne isyan eder ve O’nun çizdiği sınırları ihlal ederse onları içerisinde yerleşip kalacakları ateşe sokar; onu da alçaltıcı bir azap beklemektedir.”

(Nisa Suresi 14)

ayetinden de görülmektedir. Ayet “Onların” değil, “O’nun” ifadesini kullanarak din adına sınırları çizenin sadece Allah olduğunu açık bir şekilde vurgular.

İtaat ve boyun eğmenin yöneleceği tek otorite Allah’tır. Allah’ın mesajını diğer kullara ulaştıran bu kişiye “peygamber” (nebi) ve “elçi” (resul) denir. O kişi ‘peygamber’dir çünkü Allah mesajını ona iletir. Aynı zamanda o kişi ‘elçi’dir çünkü mesajı kendisine saklamaz, diğer kullara iletir. Elçi, insanları bu yasalara uymaya çağırmakla kalmaz, kendisi de bu yasaya uymakla yükümlüdür.

Bir düşünelim, biz Hz. Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğunu nereden biliyoruz? Buna nasıl iman ediyoruz? Şayet elimizde her açıdan insan sözü olamayacak eşsizlikteki Kur’an vahyi gibi bir kaynak olmasa bunu bilemez, bundan emin olmazdık. Dolayısıyla peygamberimizin peygamberliğinin teminatı, vahyin varlığına bağlıdır. Şayet Kur’an Allah tarafından korunmuş olarak elimize ulaşmasaydı ve içerisinde hadislerde olduğu gibi çelişkiler olsaydı, hadis rivayetlerinden hareketle dinimizi ve peygamberimizi doğru bir şekilde tanımamız mümkün olmayacaktı. Rivayetlere bakarak peygamberimizi bir dediği başka bir dediğine uymayan, ne zaman ne yapacağı belli olmayan yani kendi ile çelişen biri olarak görecektik. Çok şükür Allah’ın mesajı vahyedildiği gibi muhafaza edilmiş ve hakla batılı ayıran bir ölçü olarak elimize ulaşmıştır.

Resule uymak, onun yaymaya çalıştığı mesaja, yani Kur’an’a uymaktır. Bu yüzden Allah, Nisa Suresi’nde şöyle demektedir:

“Elçiye itaat eden Allah’a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse çevirsin; biz seni onların üzerine bekçi göndermedik.”

(Nisa Suresi 80).

Konu ile ilgili ayetler gösteriyor ki elçiye itaat etmek onun kişisel görüşlerine itaat etmek değildir. Elçiye itaat, ona elçiliğinin gereği olarak indirilen ilahi mesaja itaat etmektir. Bu yüzden Allah ve elçisi iki ayrı kaynak değildir. Allah’a ve elçisine itaat, tek bir kaynağa, yani Allah’ın indirdiği Kitap’a uymakla mümkün olur.

Bir düşünelim. Biz Peygamberimiz Hz. Muhammed’e niye uyarız? Çünkü o, Allah’ın elçisidir. Yani Allah’ın mesajını alıp getiren kişidir. Elçinin mesajı, Allah’ın gönderdiği mesajdır. O mesaja uyulunca hem Allah’a, hem de o mesajı getiren elçiye uyulmuş olunur. Aynı zamanda mesajın kendisine (Kur’an’a) uyulduğunu söylersek, bu da doğru olur. Hz. Muhammed’e “resul” denmesinin sebebi, kendisine ait olmayan mesajı taşımasıdır. Yani Allah, “resul” (elçi) kelimesiyle; Hz. Muhammed’in, kendisinin olmayan mesajı taşıyan kişi olduğunu vurgulamaktadır. İnsanlara, elçiyi devreden çıkartıp Allah’a varmanız mümkün değildir çünkü Allah’ın sözlerini size elçisi tebliğ etmektedir dersi verilmektedir. İtaat edilmesi emredilen kişi olan elçi, kendisi namına değil, kendisini görevlendiren (Allah) namına konuşmaktadır. Bu yüzden ona (elçiye) itaat, gönderene (Allah’a) itaattir. Allah’ın elçi yollaması, bizle irtibat kurmak için seçtiği yegâne yoldur. Elçi mesajı insanlara ileteceği, O’na davet edeceği için elçiye itaat, onu gönderene (Allah’a) itaat olacaktır. Bu yüzdendir ki

“Elçiye itaat eden Allah’a itaat etmiş olur.”

(Nisa Suresi 80).

Kur’an’da, peygamberimizin ismi olan ‘Muhammed’in geçtiği 4 ayetin 3’ünde “Muhammed elçidir” vurgusu önemlidir:

“Muhammed yalnızca bir elçidir.”

(Ali İmran Suresi 144),

“Muhammed Allah’ın elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur.”

(Ahzab Suresi 40),

 “Muhammed Allah’ın elçisidir.”

(Fetih Suresi 29).

Kur’an’da hiçbir ayette “Allah’a ve Muhammed’e itaat edin” diye bir ifade yer almaz. Kur’an’da “Allah’a ve elçisine itaat edin” şeklinde bir vurgunun olması; Hz. Muhammed’e, ancak elçilik vazifesinden dolayı itaat edilmesi gerektiğini göstermektedir. ‘Muhammed’ isminin geçtiği tüm ayetlerde elçiliğinin vurgulanması, tek istisna ayet olan Muhammed Suresi 2. ayette ise “Muhammed’e indirilene (Kur’an’a)” iman edilmesi vurgusu, tüm yanlış anlamalara kapıları kapatmıştır.

Muhammed Hamdi Yazır, bu gerçeği şu sözleri ile ifade etmiştir: “Birer beşer olan peygamberlerin ilah mertebesine çıkarılması da mantık dışıdır. Peygamberlerin hiçbiri din vazetmemiş, sadece kendilerine vahyolunanları nakil ve tebliğ etmişlerdir.” “Resul denildiği zaman da bir vekil değil, ancak nâkil-i kelâm bir emir kulu anlaşılmalıdır.” “Muhammed’e dahi sırf Allah’ın bir Resulü, bir elçisi, bir memuru, hidayet ve Allah’ın emirlerinin bir bildireni/duyuranı olduğu değerinden ve yalnız Allah için tabi olma ve itaat eylemektir.” “Resule itaat, asile itaattir.” “Bunun için her kim Allah’ın Resulü’ne itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur” ‘‘Allah ile muharebe ne aklen ne dinen mümkün olduğu halde, Kur’an’da “Allah ve Resulü ile muharebe edenler” ifadesinin kullanılmasını, elçilik olgusunun vurgulanması olarak anlamak lazımdır. “Sefir ancak mürsiline davet eder.”

Kur’an ayetleri dikkatli bir şekilde incelendiğinde peygamberimizin sadece inkârcılar ve münafıklık edenler tarafından değil iman etmiş olanlar tarafından da zaman zaman türlü eziyetlere maruz bırakıldığını, nezaketsiz hareketleri ve kendi aralarındaki sorunları çözmede göstermiş oldukları tahammülsüz davranışları ile uğraşmak zorunda kaldığı görülmektedir. Öyle ki kimi inananlar yeri geldiğinde iman etmiş olmalarını bile peygamberimizin başına kakmaya çalışmışlardır:

“Müslüman olmalarını senin başına kakıyorlar. De ki: Müslüman olmanızı benim başıma kakmayın. Tersine, eğer gerçekten inanmışsanız, sizi imana ilettiği için Allah, sizin başınıza kaksa yeridir.”

(Hucurat Suresi 17).

Yine belli ki anlaşamadıkları konuları aralarında Allah’ın ayetleri ve adalet ile hükmetmesi için peygamberimize götürüyorlar ancak peygamberimizin yanında seslerini yükselterek tartışıyor, belki kavgaya tutuşuyor ve hatta peygamberimiz ile bağıra çağıra konuşuyorlardı:

“Ey iman edenler, seslerinizi peygamberin sesi üstünde yükseltmeyin ve birbirinize bağırdığınız gibi, ona sözle bağırıp söylemeyin; yoksa siz şuurunda değilken, amelleriniz boşa gider.”

(Hucurat Suresi 2).

“Odaların arkasından (evinin dışından) sana seslenip çağıranlara gelince, onların çoğu aklını kullanmayan düşüncesiz kimselerdir.”

(Hucurat Suresi 4).

Yine olur olmaz her şeyi peygamberimize götürerek bunca işi arasında onu gerekli gereksiz meşgul ediyor ve çoğu zaman da özel görüşme talebinde bulunuyorlardı. Muhtemelen bundan dolayı Allah bu duruma bir sınırlama ve ciddiyet getirmek için peygamberimizle özel görüşme yapmadan önce sadaka verme şartı koymuştur:

“Ey iman edenler! Elçi ile özel olarak konuşmak istediğinizde, özel konuşmanızdan önce sadaka verin…” 

(Mücadele Suresi 12).

Yine ayetlerden, inananların yemek ve sohbet için peygamberimizin evine gittiklerinde sözü uzattıkları, zamanında kalkmadıkları ve peygamberimizi rahatsız edecek şekilde davrandıkları anlaşılmaktadır. Allah bu konuda da insanları uyarmakta ve laf olsun diye peygamberimizin evine gidip gelinmesinden alıkoymaktadır:

“Ey inananlar, (rastgele) Peygamber’in evlerine girmeyin. Ancak yemek için size izin verilir de girerseniz (erkenden gelip) yemeğin pişmesini beklemeyin. Çağrıldığınız zaman girin; yemeği yedikten sonra dağılın, söze dalmayın. Çünkü bu (davranışınız) Peygamber’i incitiyor, fakat o, (size bunu söylemekten) çekiniyordu. Ama Allah, gerçek(i söylemek)ten çekinmez…”

(Ahzab Suresi 53).

Bu tür ayetlerden görüldüğü gibi peygamberimiz Allah’tan aldığı vahyi tebliğ etme ve inananlar için örneklik teşkil ederek elçilik vazifesini yerine getirmenin dışında birçok sosyal problem ve nezaket dışı davranışlar ile de uğraşmak durumunda kalmıştır. Bu gibi durumlar da dikkate alındığında Allah’a ve resulüne itaat emrinin neden bu kadar sık vurgulandığı daha iyi anlaşılmaktadır. Peygamberimiz insanlar arasında Allah’ın kendisine vahyettiği gibi adalet ile hükmetmiş ancak özellikle anlaşmazlıklar gibi durumlarda kimi zaman bu hükümler bazı kişilerin işine gelmemiş ve buna itiraz etmişlerdir. Allah’ın ayetleri ile hükmeden resulün hükmüne itaatin Allah’ın hükmüne itaat olduğunun vurgusu, insanlar arasındaki meselelerin çözümü için de son derece önemlidir.

 

Kaynak: Allaha Öğretilen Din 

Bir cevap yazın