Peygamberimize Sahip Çıkan Kim?

Bir Müslüman’ın Allah’a ve ayetlerine iman ettiğini söylemesine rağmen peygamberine iman etmediğini ya da onu yok saydığını söylemesi mümkün değildir. Ancak geleneklerini dinselleştirmeye çalışanların istediği şey, Allah’ın indirdiği ve resulünün doğrudan tebliğ ettiği din ile yetinmeyerek dini, işlerine geldiği gibi şekillendirmek. Sorsanız “Biz peygamberimize sahip çıkıyoruz” derler. Oysa farkında olmadan peygamberimize en büyük ihaneti ederler. Çünkü peygamberimize gerçek anlamda sahip çıkmak, din adına sadece getirmiş olduğu vahye sarılmakla mümkün olabilir.

İnkâr edilmesi gereken peygamberimiz değil, ona ait olduğu iddia edilen ancak vahiyden onay almayan söz ve uygulamalardır. Allah’a ve elçisine ait olmayan bir şeyi inkâr etmeyip de ne yapacaktık? Şayet Kur’an’ı ve aklımızı bir kenara koyarak uydurulmuş bunca şeye inanırsak, hesap günü tüm bunların hesabını nasıl vereceğiz, Allah’ın huzurunda nasıl duracağız?

Dini konularda Kur’an dışında hüküm koyanlar, Allah ve elçisini birbirinden ayırarak dinde ikilik oluşturuyorlar. Din adına Allah’a söyletemeyecekleri şeyleri elçisi üzerinden uyduruyorlar. Bu durumu eleştirdiğinizde ise sizi “Peygamber düşmanı” ya da “Peygamberi aradan çıkartanlar” olarak tanımlıyorlar. Oysa buradaki asıl mesele, peygamberimize isnat edilen ve “hadis”, “sünnet” başlığı altında bize servis edilen şeylerin gerçekten peygamberimize ait olup olmadığıdır. Bunu tespit etmek için de vahiyden başka çıkar yol yoktur. Mevcut olan tüm bilgiler sadece vahyin eleğinden geçirilir. Vahiyden onay alan şeyleri peygamberimiz kişisel bir tercih olarak yapmış olabilir. Vahyin açıklamayarak serbest bıraktığı konularda peygamberimizin kişisel olarak yapmayı sevdiği ya da tercih ettiği şeyler olabilir. Bu son derece doğaldır. Bunları yapmak isteyen için bir engel yoktur.

Örneğin peygamberimizin küçükken yüzdüğü, yüzmeyi sevdiği rivayet edilir. Şimdi buradan hareketle kimileri “Yüzmek sünnettir” diyerek yüzmekten sevap umabilir. Ancak Kur’an’da yüzün ya da yüzmeyin şeklinde bir açıklama olmadığına göre kimse yüzdüğü için sevaba girmeyeceği gibi, yüzmeyi sevmiyorum diyen biri de peygamberinin dini bir uygulamasına muhalefet etmiş olmaz. Öte taraftan peygamberimizin binicilik ve ok atmayı öğrenme konusunda da tavsiyeleri olduğu rivayet edilir. Örneğin bu rivayet doğru olabilir. Çünkü o dönemde inananların gerektiğinde kendilerini müdafaa edebilmeleri için savaşmaları gerekebilir. Nitekim ayette bu duruma dikkat çekilmiştir:

“Siz de onlara karşı gücünüz oranında kuvvet ve atlı birlik hazırlayıp, bu yolla hem Allah düşmanlarını, hem kendi düşmanlarınızı, hem de bunlar dışında sizin bilmeyip Allah’ın bildiği daha başkalarını yıldırıp caydırabilesiniz. Ve Allah yolunda her ne harcarsanız size tümüyle geri ödenecektir ve siz asla zulme uğramayacaksınız.”

(Enfal Suresi 60).

Bu yüzden olası bir savaş durumu dikkate alınarak o dönemin şartlarında peygamberimiz tarafından inananlara, binicilik ve ok atıp kılıç kullanmayı öğrenmeleri tavsiye edilmiş olabilir. Ancak bu, İslam’ın evrensel bir tavsiyesi gibi sunulamaz. İnsanlar için din adına bağlayıcı ve her dönemde geçerli olan ve hesap günü sorumlu tutulacakları şeyler vahyin bildirdikleridir.

Peygamberimizin vahyi insanlara bildirme dışındaki kişisel bilgi ve buyruklarının dini anlamda bir bağlayıcılığı ve kesinliği yoktur. Yine güvenilir kabul edilen kaynaklarda geçen bir hadis rivayeti, Kur’an’da açıkça ifade edilen bu gerçeği desteklemektedir: “Resulullah Medine’ye geldiğinde, Medineliler hurma telkih (aşılama) ediyorlardı: ‘Ne yapıyorsunuz?’ diye onlara sordu. Medineliler: ‘Bu, eskiden beri yapmakta olduğumuz bir şey!’ deyip (açıkladılar). Aleyhissalatu vesselam da: ‘Eğer bunu yapmasanız belki de sizin için daha iyi olur!’ buyurdular. Bunun üzerine Medineliler o işi bıraktılar. Hurma ağaçları (o yıl cağla) döktü (ve meyve tutmadı). Durum Aleyhissalatu vesselama haber verilince şöyle buyurdular: Bilin ki, ben bir beşerim. Size dininizle ilgili bir emirde bulunursam onu derhal alın. Eğer kendi re’yime (görüşüme) dayanan bir şey emredersem, bilin ki ben bir insanım!”[1] Ancak her zamanki gibi geleneksel duruştan taviz vermemekte ısrar edenler her ne hikmetse kendi kaynaklarındaki bu türden rivayetleri görmezden gelmektedirler.

Yine Kur’an’da Allah’ın apaçık hükümleri dışında hüküm arayanlara peygamberimizin nasıl karşılık verdiği ifade edilir:

“Allah size Kitap’ı ayrıntılı kılınmış bir halde indirmişken, Allah’ın dışında bir hüküm koyucu mu arayayım?..”

(En’am Suresi 114). Yine ayetler net bir biçimde vurgularlar: “

Hüküm yalnız Allah’ındır.”

(Yusuf Suresi 40),

“O, hükmüne hiç kimseyi ortak etmez.”

(Kehf Suresi 26).

 

[1]        Müslim, Fezail 140, (2362).

 

Kaynak: Allaha Öğretilen Din 

Bir cevap yazın