Peygamberimiz Bize Şefaat Edecek Mi?

Şefaat kavramı, ahirette peygamberlerin ve kendilerine izin verilen kimselerin müminlerin bağışlanması için Allah katında niyazda bulunmaları anlamında kullanılan bir terimdir. Kur’an’da geçen şefaat kavramının, hadislerdeki ifadeler sebebiyle çarpıtıldığını görmek mümkündür. Kur’an’da şefaat ile ilgili geçen ayetlerin tamamına yakını olumsuz anlamda kullanılmaktadır. Tek bir ayette bile peygamberimizin hesap günü şefaatçi olacağına dair bir ifade yer almıyorken Müslümanların büyük çoğunluğunun inancına göre peygamberimiz ahirette bize şefaat edecektir. Bunun yanında sadece peygamberimizin ve diğer peygamberlerin değil, evliya, asfiya ve şehitlerin de Allah’ın onlara bahşettiği seviyede derecelerine göre şefaat edecekleri iddia edilmiştir.

Birçok insanın bir tarikata girmesi ve bir şeyhe bağlanması, o şeyhin ahirette kendisine şefaat edeceğine inanması sebebiyledir. Oysa ayetlere bakıldığında herkesin eksiksiz bir şekilde amellerinin karşılığını alacağı, yani kurtulmanın torpile değil hak etmeye bağlı olduğu görülecektir. Bununla birlikte Allah açık bir şekilde o gün kimsenin kimseye bir faydasının olmayacağını ifade etmektedir:

“Ey insanlar! Rabbinizden korkun! Herhangi bir şeyde babanın, evladı; evladın da babası yerine karşılık ödemeyeceği günden ürperin! Allah’ın vaadi haktır; dünya hayatı sizi sakın aldatmasın. O yaman aldatıcı, sakın sizi Allah ile aldatmasın!”

(Lokman Suresi 33).

Kur’an açık bir şekilde şefaatin tümden ve yalnız Allah’a ait olduğunu söylemektedir:

“De ki: Şefaat, tümden ve sadece Allah’ındır. Göklerin ve yerin mülkü/yönetimi O’nundur. Sonunda O’na döndürüleceksiniz.”

(Zümer Suresi 44).

Fatiha suresinde ise din gününün tek sahibinin Allah olduğu ifade edilir:

“Din (Hesap) gününün sahibidir O”

(Fatiha Suresi 4).

Dolayısıyla din gününde Allah’tan başka kimsenin söz hakkı yoktur:

“Din gününün ne olduğunu sana bildiren nedir? Evet, din gününün ne olduğunu sana bildiren nedir? Bir gündür ki o, bir benlik bir başka benlik için hiçbir şeye güç yetiremez. O gün, buyruk yalnız Allah’ındır!”

(İnfitar Suresi 17-19).

Bu ayetlere rağmen Allah’ın, hakkında cehennem azabı hükmü verdiği kişilerin, peygamberimizin devreye girmesi yani o kişilere şefaat etmesi sebebiyle kurtulacağı iddia edilir. Oysa Kur’an bu konuda da çok açık ve net bir açıklama yapar ve peygamberimize şu şekilde bildirir:

“Hakkında azap kesinleşmiş olanı, ateştekini, sen mi kurtaracaksın?”

(Zümer Suresi 19).

Yine Kur’an açık bir şekilde hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği hesap gününden sakınmamız konusunda uyarıda bulunur:

“Ve hiç kimsenin, hiç kimse adına bir şey ödemeyeceği, hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği, hiç kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği bir günden sakının.” (Bakara Suresi 123), “Ey iman edenler! Alışverişin, dostluğun, şefaatin olmadığı o gün gelmeden önce size verdiğimiz rızıktan infak edip dağıtın. Küfre sapanlar zalimlerin ta kendileridir.”

(Bakara Suresi 254).

Allah mutlak adalet, sonsuz rahmet ve merhamet sahibi, yaptığı her işi ve hükümleri hikmet dolu, yarattığı kulunu herkesten daha iyi bilen ve neyi hak ettiğine herkesten daha adil bir şekilde karar verecek olandır. Buna rağmen hesap günü hakkında hüküm verdiği insanlara birilerinin şefaatte bulunacağına inanmak, Allah’ın söz konusu sıfatlarını hiçe saymak ve şefaatte bulunacağına inanılan kişileri, Allah’tan daha merhametli saymak demektir.

“Allah’ı bırakıp kendilerine ne zarar ne de yarar verebilen şeylere tapıyorlar ve: ‘Bunlar, Allah katında bizim şefaatçilerimizdir!’ diyorlar. De ki: ‘Allah’ın, göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi Allah’a haber veriyorsunuz?”

(Yunus Suresi 18).

Mahşerde, hesap günü Allah’tan başka dostun da şefaatçinin de olmadığı açık bir şekilde ifade edilir:

“Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları onunla (Kur’an ile) uyar; onların Allah’tan başka ne dostları vardır ne de şefaatçileri. Belki korunurlar.”

(En’am Suresi 51).

Aynı şekilde o gün hiç kimsenin bir başkasının borcunu ödeyemeyeceği ve kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği açıkça söylenir:

“Ve öyle bir günden sakının ki, o gün hiç kimse, kimsenin cezasını çekmez (borcunu ödemez); kimseden şefaat (aracılık, iltimas) da kabul edilmez; kimseden fidye de alınmaz ve onlara hiçbir yardım yapılmaz.”

(Bakara Suresi 48).

Ayetler dikkatli bir şekilde okunduğunda peygamberlerin hesap günü şefaat değil, tebliğ etmek üzere kendilerine indirilen vahiy ile ümmetleri aleyhinde tanıklık edecekleri görülür:

“Gün olur, her ümmet için kendi aleyhlerine kendi içlerinden bir tanık çıkarırız. Seni de şu insanlar hakkında tanık olarak getireceğiz. Sana bu Kitap’ı indirdik ki her şey için ayrıntılı bir açıklayıcı, bir kılavuz, bir rahmet, Müslümanlara da bir müjde olsun.”

(Nahl Suresi 89).

Yine hesap günü şefaat tümden ve yalnızca Allah’a ait olduğu için peygamberimiz de dâhil hiç kimse bizim için şefaat edemese de bildiğimiz bir şey vardır ki o da peygamberimizin, Kur’an’ı terk eden ümmetinden şikâyetçi olacağıdır:

“Ve elçi dedi ki: Rabbim gerçekten benim toplumum, bu Kur’an’ı terkedilmiş (bir kitap) olarak bıraktılar.”

(Furkan Suresi 30).

Dolayısıyla peygamberimizin şefaatçi olacağına dair bir ayet olmasa da şikâyetçi olacağına dair ayet vardır.

Ayetlerden de açıkça görüldüğü gibi şefaat tümden ve sadece Allah’a aittir. “Allah’ın izni” vurgusunun yapıldığı ayetlerde ise Allah’ın kendilerinden hoşnut yani razı olduğu kişiler için ancak O’nun izni ile şefaat edilebileceği söylenir. Örneğin bazı ayetlerde Allah’ın izni ve emri ile melekler tarafından şefaat edilebileceği ifade edilir:

“Göklerde nice melekler var ki, şefaatler hiçbir işe yaramaz. Allah’ın, dilediği ve hoşnut olduğu kimseler için izin vermesinden sonraki durum müstesna.”

(Necm Suresi 26).

Bir diğer ayette ise benzer şekilde ifade edilmiştir:

“Rahman (olan Allah) çocuk edindi dediler. O, (bu yakıştırmadan) yücedir. Hayır, onlar (melekler) ikrama layık görülmüş kullardır. Onlar sözle (bile olsa) O’nun önüne geçmezler ve onlar O’nun emriyle yapıp etmektedirler. O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir; onlar şefaat etmezler (kendisinden) hoşnut olunandan başka. Ve onlar, O’nun haşmetinden içleri titremekte olanlardır.”

(Enbiya Suresi 26-28).

Görüldüğü gibi Allah’ın izni ile melekler tarafından yapılabilecek olan şefaatin zaten Allah’ın dilediklerine ve Allah’ın razı olduklarına yapılabileceği ifade edilmektedir. Hadis rivayetlerinde iddia edildiği gibi cehenneme girecek kişiye yapılacak bir şefaat söz konusu değildir. Dolayısıyla peygamberimizin Allah’tan söz aldığı ve şefaat etme yetkisi olduğu türünden rivayetler temelsizdir.

Allah dilerse katında söz söylemesine izin verdiği kişinin başkası için yapmak isteyeceği tanıklık ve aracılığı dinleyebilir. Bunun ne şekilde ve o kimselerin kimler olacağını yalnız Rabbimiz bilir. Rabbimiz dilerse peygamberimize bu konuda izin ve söz verebilir. Ancak Allah’ın bizzat razı olduğu ve izin verdiği kişiler için geçerli olabilir. Kısacası karar ve hüküm yalnız Allah’a aittir. Allah’tan başkası karar verme ve şefaat etme yetkisine sahip değildir.

“O gün şefaatin faydası olmaz, Rahman’ın izin verdiği kişinin, lehine söz söylenmesine razı olduğu kişi için yaptığı başka.”

(Taha Suresi 109).

“İzni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunacak kimdir?”

(Bakara Suresi 255).

Daha önce de dikkat çekildiği ve örnekleri verildiği gibi bazı hadis rivayetlerindeki peygamberimizin kesin olarak şefaat yetkisi olduğu ve ateşe girmiş olanları gidip ateşten çıkaracağı türünden iddiaların, bunca apaçık ayete ve Kur’an’da bu iddiayı destekleyecek tek bir işaret dahi bulunmamasına rağmen kabul edilmesi mümkün değildir.

 

Kaynak: Allaha Öğretilen Din

Bir cevap yazın