Kur’an’da Kadın Hakları

Kur’an’da kadın haklarının göz ardı edilip edilmediği hususu sık sık tartışma konusu olmaktadır. Aslına bakılırsa İslam’da kadın haklarına dair yanlış algılar Kur’an’daki açık ifadelerin arkaplana atılmasına dayanmaktadır. Kur’an’da kadın haklarının göz ardı edilmesi bir yana kadınlara pozitif ayrımcılık yapıldığı bile düşünülebilir. Evvela herkesin İslam’da kadının yeri hakkındaki önyargılarını bir kenara bırakması zaruridir. Aksi takdirde yapacağımız izahatın faydası olmayacaktır.
1. Kur’an Işığında Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın Yaratılışına Dair İddiaların Değerlendirilmesi
Tevrat’ta kadının, erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldığı geçer. Bu düşünce zamanla İslam’a da sokulmaya çalışılmıştır.
“RAB Tanrı Âdem’e derin bir uyku verdi. Âdem uyurken, RAB Tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle kapadı. Âdem’den aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaratarak onu Âdem’e getirdi. Âdem, «İşte, bu benim kemiklerimden alınmış kemik, etimden alınmış ettir» dedi, «Ona Kadın denilecek, Çünkü o adamdan alındı.» (Yaratılış 1/21-23)”
Kur’an’da ise erkek ve kadının aynı nefsten yaratıldığı, erkek ve kadının yaratılışları arasında bir fark olmadığı açıkça beyan edilir.
“Ey İnsanlar! Rabbinizden çekinin; o sizi (Babanız Âdem’i) BİR TEK NEFSTEN yarattı. EŞİNİ de O NEFSTEN YARATTI ve o iki kişiden pek çok erkek ve kadını yeryüzüne yaydı…” (Nisa 4/1)
Bu duruma benzer olarak birçok kutsal kitapta Âdem’i eşi Havva’nın yoldan çıkardığı öne sürülür. Kur’an’da ise bu şekilde bir ifade bulunmamakta, Âdem’in de eşi Havva’nın da günah işledikleri anlatılmaktadır.
“Şeytan, kendilerinden gizlenmiş olan bedenlerini ortaya çıkarmak için ONLARA (Âdem’e ve Havva’ya) fısıldadı: ‘Rabbinizin sizi bu ağaçtan menetmesinin sebebi, İKİNİZİN birer melek veya birer ebedi varlık olmamanız içindir,’ dedi.” (Araf 7/20)
Bu ayet açıkça şeytanın hem Âdem’e hem Havva’ya fısıldadığını ve Âdem’in günah işlemesinde Havva’nın bir etkisi olmadığını ortaya koyar.
2. Kadınların Şahitliği
“ …Erkeklerinizden iki kişiyi şahit tutun. İki erkek yoksa kabul edeceğiniz şahitlerden bir erkek ile iki kadın da olabilir. Biri yanılırsa, diğeri hatırlatır. Şahitler çağrıldıklarında gelmezlik etmesinler. Borç, ister büyük, ister küçük olsun, vadesi ile birlikte yazmaktan üşenmeyin. Böylesi Allah katında daha doğru, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha uygun olur…” (Bakara 2/282)
Kur’an, şahitlik konusunda kadın-erkek ayırımı yapmadığı halde, fıkıh geleneğinde ayrım yapılmış hatta had ve kısas davalarında şahitlerin tamamının erkek olması şart koşulmuş, diğer davalarda iki erkek veya bir erkek ile iki kadın yeterli görülmüştür. Borç doğuran hukuki ilişkileri tespit ile ilgili ayette şöyle buyrulmuştur:
“…Erkeklerinizden iki kişiyi şahit tutun. İki erkek yoksa kabul edeceğiniz şahitlerden bir erkekle iki kadın da olabilir. Biri yanılırsa diğeri hatırlatır…” (Bakara 2/282)
Bağlantılarına bakmayınca ayetin şahitlik konusunda kadın erkek ayırımı yaptığı kanaatine varılabilir. Nitekim eski fakihler bu kanaatle hareket etmişlerdir. Ayetin devamı şöyledir:
“…Şahitler çağrıldıklarında gelmezlik etmesinler. Borç, ister büyük, ister küçük olsun, vadesi ile birlikte yazmaktan üşenmeyin. Böylesi; Allah yanında daha doğru, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha uygun olur…”
“…Böylesi, şahitlik için daha sağlamdır…” ifadesi, borcu yazıyla tespit açısından da şahitlik nisabı açısından da değerlendirilebilir. “Daha sağlam” sözü “sağlam”ın karşıtıdır. Sağlam olan iki şey karşılaştırılınca birine daha sağlam denebilir. “Bir erkek ile iki kadının şahitliğine” daha sağlam deniyorsa, bu şarta uyulmadan yapılan şahitliğin sağlam sayılması gerekir.
Vasiyete şahitlikle ilgili âyetler konuya açıklık getirmekte, yukarıdaki hükmün, yazıyla tespit yanında şahitlik nisabı ile de ilgili olduğunu göstermektedir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Müminler! Sizden biriniz ölüm döşeğinde vasiyet edeceği zaman içinizden güvenilir iki şahit tutsun. Eğer bir yerde yolcu iken ölüm gelip çatarsa sizden olmayan iki kişi de olabilir. (Şahitliği yerine getirdikleri zaman) şüphelenirseniz onları namazdan sonra alıkoyarsınız. Şöyle yemin ederler: ‘Vallahi, isterse en yakınımız olsun, buna karşılık hiçbir şey almayız. Allah için yapılan şahitliği gizlemeyiz. Öyle olsa biz, elbette günaha gireriz.’
Eğer günaha girdiklerinin farkına varılırsa, ölenin, hak sahibi iki yakını onların yerine geçer, şöyle yemin ederler: ‘Vallahi, bizim şahitliğimiz onlarınkinden daha doğrudur, biz haksızlık yapmayız. Öyle olsa elbette zalimlerden oluruz.” (Maide 5/106-107)
Bu ayetlerde kadın erkek ayrımı olmaksızın güvenilir iki Müslüman şahit öngörülmektedir. Yolculukta vasiyet yapılacaksa, Müslüman olmayan iki kişinin şahit olması yeterli görülmüştür. Yolculuğun özel şartları sebebiyle şahitlerin tamamı kadın, tamamı erkek veya biri kadın biri erkek olabilir.
Şahitlerin, yanlış ifade verip günaha girdikleri fark edilince; ölenin, hak sahibi iki yakını öncekilerin şahitliğini hükümsüz kılacak şahitlikte bulunur. Ölenin yakınları kadın olabilir.
Burada delil alınacak cümle şudur: “Böylesi, şahitliği gereği gibi yapmalarının en alt seviyesidir…” (Maide 5/108) Bu cümleyi, Bakara 282’deki “… Böylesi, şahitlik için daha sağlamıdır…” cümlesi ile karşılaştırınca, şahitlerin iki erkek veya bir erkek ile iki kadın olmasının kural olmadığı ortaya çıkar.
3. Kadınlarla İlgili Ayetlerdeki Çeviri Hatalarının Detaylı ve Objektif İncelenmesi
3.1 Kur’an’da cariyelik var mıdır?
İslam’da kadınların yeri ile ilgili yanlış algıların bir başka sebebi de Kur’an’ın yanlış Türkçe çevirileridir. Örneğin Kur’an’ın aslında “cariye” sözcüğü olmamasına rağmen hemen hemen bütün mealciler (Edip Yüksel ve Yaşar Nuri Öztürk hariç) meallerinde cariye sözcüğüne yer vermişlerdir.  Mealcilerin “cariye” diye çevirdikleri sözcük “ma meleket eymanu kum” ifadesidir.  Öncelikle bu ifadenin gerçek anlamının ne olduğunu anlamak için adım adım gidelim. eYMaNu sözcüğü YeMiN sözcüğü ile aynı kökten gelir. Bu kök YMN ifadesidir.  Bu ayrımı yapabilmek için çok iyi Arapça bilmek gerekmez. Arapçada sözcükler sessiz harflerden türetilir. Örneğin MeKTuP (yazılı iletişim aracı) sözcüğü ile KiTaP (yazılan şey) sözcüğü KTP kökünden gelirler ve yakın anlam ilişkisi  gösterirler.  MüFeSSiR (açıklama yapan), TeFSiR (açıklama), MuFaSSaL (açıklanmış) sözcükleri arasında da aynı ilişki görülür. Kısaca ifade etmek gerekirse Arapçada sessiz harfler köktür ve bu köklerden yakın anlamlı sözcükler türetilir. Konumuza dönecek olursak eYMaNu sözcüğü “yeminli bir sözleşme” demektir.  “ma meleket eymanu kum” ifadesi ise “yeminli bir sözleşmeyle elinizin altında bulundurduklarınız” anlamını taşır. Kur’an, cariye ve köleliği tutukluluğa çevirmiş, tutukluların da bedelli veya bedelsiz mutlaka serbest bırakılmaları gerektiğini ifade etmiştir. (47/4) Buradan hareketle “ma meleket eymanu kum” ifadesi tutuklu kadınları ifade etmektedir.  Kur’an’da erkeklere, savaş esiri kadınlarla nikâhsız cinsel ilişkiye girebilme hakkı verilmez. Savaş esiri kadınlarla evlenilmek için yapılacak muamele hür kadınlara yapılan muameleden farklı değildir.
Bu konuyla ilgili yanlış çevrilen ayetlerden biri de Nisa Suresi’nin 3. ayetidir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın mealinden ilgileneceğimiz kısmı aktarıyoruz.
“Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız, o taktirde bir tane alın veya sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin.” (Nisa 4/3)
Meali hazırlayanlar metnin aslında olmadığını bildikleri için cariye sözcüğünü parantez içinde yazmışlar. Bu durum bile Kur’an’ın keyfi olarak yorumlandığının bir kanıtıdır. Parantez içine cariyeler yazılması tamamen keyfiyete bağlı bir kullanımdır. Parantez içinde cariyeler yazılmasa da cümlede anlam düşüklüğü meydana gelmeyecekti.
Diyanet İşleri Başkanlığı aynı ayette “yetinin” fiiline yer vermiştir. Oysaki ayette “yetinin” diye bir ifade bulunmamaktadır. Bu seçim de tamamen keyfiyete bağlı yapılmıştır. Ayette hür kadınlar ve savaş esiri kadınlar için ORTAK FİİL kullanılmıştır. Bu ortak fiil Fe iNKuHu fiilidir. Bu fiil NiKaH sözcüğü ile aynı kökten türemiştir ve “NİKÂHLAMAK” anlamına gelir. Bu durum da bize savaş esiri kadınlara yapılacak NİKÂH MUAMELESİNİN hür kadınlara yapılan nikâh muamelesinden bir farkı olmadığını açıkça gösterir. Yani ayette “Hür kadınları veya savaş esiri kadınları NİKÂHLAYIN.” denilerek ortak fiil kullanılmıştır.
Keyfi kelime ekleme ve çıkarma yapılmadan, diğer ayetlere uygun bir biçimde bu ayetin çevirisi şu şekilde olacaktır.
“Eğer (o kadınlar arasında da)  adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız, o takdirde bir (hür) kadını ya da bir (savaş esiri olarak) yeminli bir sözleşmeyle elinizin altında bulundurduğunuz bir kadını nikâhlayın.” (Nisa 4/3)
3.2 Tamamı Yanlış Çevrilen Bir Ayet: Nisa, 34
Yanlış çeviri yapan mealcilerden kurtulamayan başka bir ayet de Nisa Suresi’nin 34. ayetidir.
Ayet uzun olduğu için Diyanet İşleri Başkanlığı’nın mealini cümle cümle aktararak değerlendireceğiz. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın mealini incelerken aynı zamanda diğer meallerdeki hataları hatırlatacağız.
A. “Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar.”
Bu çeviri nispeten doğru sayılabilir. Ne yazık ki birçok mealci bu cümleyi “Erkekler, kadınlardan üstündür.” ya da “Erkekler, kadınların üzerinde yöneticidirler.” şeklinde çevirmiştir. Ayette geçen “KaVVaMMuNe” sözcüğü Kur’an’da ”gözetmek, dikkat etmek, ayakta tutmak” gibi birçok farklı anlamda kullanılmıştır. (4/135, 5/8, 4/127, 2/229, 20/14,  55/9) Bu ayette kullanıldığı mana ise “gözetmek” olarak anlaşılmalıdır. Eğer bazı mealcilerin çevirdiği gibi “Erkekler kadınlar üzerinde hâkimdirler.” anlamı verilmek istenseydi HaKiMuNe fiili kullanılmalıydı.
B. “Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır.”
Bu çeviri de doğrudur. Bazı mealciler parantez içlerine yer vererek “Çünkü Allah, insanların kimini (erkekleri) kiminden (kadınlardan) üstün kılmıştır.” şeklinde cümleyi çevirmektedir.  Arapça dil kurallarına göre bu tarz çeviriler hatalıdır. Çünkü bu cümle bir önceki cümleyle bağlantılıdır ve bu şekilde çevrilirse “Erkeklerin kimini kiminden üstün kılmıştır.” manası çıkar. Bu cümlenin en doğru çevirisi “Çünkü Allah, erkeklerin ve kadınların kimini kiminden üstün kılmıştır.” olmalıdır. Yani erkeklerin ve kadınların farklı alanlarda yetenekleri ve farklı konularda üstünlükleri vardır.
C. “Bir de erkekler kendi mallarından harcamaktadırlar.
Bu çeviri doğrudur.
D. “İyi kadınlar, itaatkârdırlar.”
Bu çeviri doğrudur lakin cümlenin irdelenmesi gerekir. “kânitâtun” ifadesi Allah’a boyun eğen erkekler ve Allah’a boyun eğen kadınlar şeklinde birçok ayette kullanılmıştır. (örneğin bakınız 16/120) Sonraki cümleyi de hesaba katarsak en doğru çeviri “İyi kadınlar, (Allah’a) boyun eğenlerdir.” şeklindedir. Diyanet İşleri Başkanlığı cümleyi doğru çevirmiştir ama nedense her durumda parantez içlerini unutmazken bu cümlede yanlış anlaşılma olmaması için parantez içi eklemeyi ihmal etmiştir.
E. “Allah’ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da gizliliklerini korurlar.”
Bu çeviri doğrudur.
F. (Evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın.
Ayette geçen “nuşuzu-hunne” ifadesi “göz dikmek” anlamına gelir. Kadının başka erkeklere  göz dikmesi ve iffetsizlik yapması durumu için kullanılır. Bu ifadeyi “başkaldırmak” olarak çevirmek doğru değildir, üstelik parantez içleriyle durumun kurtarılmaya çalışılması da bu büyük çeviri hatasının getirdiği bir sonuçtur. Cümlenin geri kalanı doğru çevrilmiştir.
G. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) dövün.
Bu cümle, ayetin en çok tartışılan kısmıdır. Cümlede geçen ve “dövün” olarak çevrilen “vadrıbûhunne” ifadesi Arapçada en çok anlamı olan kelimelerden biridir. DRB kökünden türemiştir. Kur’an içinde “seyahat etmek, dışarı çıkmak (2/273, 3/156, 4/101), vurmak (2/60,73, 7/160, 8/12, 20/77, 24/31, 26/63, 37/93), dövmek (8/50, 47/27), ortaya koymak (43/58, 47/27), Örnek vermek (14/24,45, 16/75,76, 16/112, 18/32,45), sorumluluğu kaldırmak (43/5), mahkum olmak (2/6), kapamak, vurmak, (18/11), örtmek (24/31), açıklamak (13/17) gibi birçok farklı anlamda kullanılmıştır. Cümleye uygun düşen anlamları “göndermek, vurmak, dövmek” olarak gözükmektedir. Hz. Muhammed’in Hz.Aişe’ye atılan iftira sonrasında Hz. Aişe’yi gerçek ortaya çıkana kadar babasının evine gönderdiği tarihsel bilgiler arasındadır. Bu konuda kesin bir kanıya varmamakla birlikte “göndermek” fiilinin en uygun anlam olduğu düşünülebilir. Ayetteki hükmün uygulanma şartı “iffetsizliğin açıkça teşhir edilmesi” olduğu için farklı görüşler de mevcuttur.
H. Nisa Suresi’nin 34. ayetinin yanlış çevirilerini irdeledikten sonra doğru çeviriyi görelim.
Erkekler, kadınları gözetirler/koruyup kollarlar.  ALLAH kimi erkekleri ve kadınları kimi erkekler ve kadınlardan (farklı alanlarda) üstün kılmıştır.  Erkekler kendi mallarından (evin geçimini sağlamak amacıyla) harcarlar. İyi kadınlar, (Allah’ın kanunlarına) boyun eğerler. ALLAH’IN (kendilerini) koruması sayesinde onlar da gizliliklerini/mahremiyetlerini korurlar.  İffetsizlik yaptığını gördüğünüz kadınlara (1) öğüt verin, (sonra) (2) yataklarınızı ayırın, (bu önlemler fayda etmezse onları evden) (3) çıkarın/gönderin. Size itaat ederlerse onlara karşı bir yol aramayın. ALLAH yüce ve büyüktür. (Nisa 4/34)
Birkaç farklı mealci ayetin ilk cümlesinin bitmemiş bir cümle olduğunu, bu sebeple ilk cümlelerin birleştirilmesi gerektiğini beyan etmişlerdir. Bu yaklaşımı da doğru buluyoruz ve bu şekilde yapılmış bir çeviriyi de sizlerle paylaşıyoruz.
ALLAH kimine kiminden daha fazla nimet bağışladığından dolayı erkekler, mallarından (evin geçimi için) harcarlar ve  kadınları gözetirler/koruyup kollarlar.  İyi kadınlar, (Allah’ın kanunlarına) boyun eğerler. ALLAH’IN (kendilerini) koruması sayesinde onlar da gizliliklerini/mahremiyetlerini korurlar.  İffetsizlik yaptığını gördüğünüz kadınlara (1) öğüt verin, (sonra) (2) yataklarınızı ayırın, (bu önlemler fayda etmezse onları evden) (3) çıkarın/gönderin. Size itaat ederlerse onlara karşı bir yol aramayın. ALLAH yüce ve büyüktür. (Nisa 4/34)
3.3 Kadınların ay hali pislik mi rahatsızlık mı?
Başka bir yanlış çeviri durumunu değerlendirelim. Bakara Suresi’nin 222. ayetini Diyanet İşleri Başkanlığı’nın mealinden aktarıyoruz.
“Sana kadınların ay hâlini sorarlar. De ki: O bir ezadır (rahatsızlıktır). Ay hâlinde kadınlardan uzak durun. Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri vakit, Allah’ın size emrettiği yerden onlara yaklaşın. Şüphesiz Allah çok tövbe edenleri sever, çok temizlenenleri sever.” (Bakara 2/222)
Diyanet İşleri Başkanlığı “eza” sözcüğünü doğru çevirmiştir. Uydurma hadis ve mezhep kafasından kurtulamayan bazı mealcilerin “eza” sözcüğünü “pislik” olarak çevirdiklerini gördük. Oysa “eza” sözcüğü Türkçeye de “eziyet” olarak geçmiş “rahatsızlık” anlamında bir sözcüktür. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yanlış çevirdiği sözcük “YaTHuRNe” sözcüğüdür. TaHaRe sözcüğü ile aynı kökten türeyen bu ifadenin kurtulmak, temizlenmek, arınmak gibi anlamlarda kullanıldığı birçok ayet vardır.  Bu ayette bir “rahatsızlıktan” bahsedildiğine göre bu ifadeden sonra gelen cümlede “temizlenmek” sözcüğünün değil “kurtulmak” sözcüğünün kullanılması en uygundur. Son cümlede geçen TaHaRe sözcüğünden türemiş sözcük ise cümlenin akışına göre düşünülürse “arınmak” olarak çevrilmelidir.
Ayetin doğru çevirisi şu şekilde olmalıdır:
“Sana aybaşı halini sorarlar, De ki: O bir rahatsızlıktır. Aybaşı halinde olan kadınlarla cinsel ilişkiye girmeyin ve ondan kurtuluncaya kadar onlara yaklaşmayın. Kurtuldukları zaman ALLAH’IN size uygun gördüğü yerden onlarla cinsel ilişkide bulunun. ALLAH yönelenleri sever, arınanları sever.”  (Bakara 2/222)
4. Kur’an’a göre kadının gerçek yeri ve konumu
Şimdi sadece Kur’an’ı düşünelim ve birkaç ayeti gözden geçirelim.
“ALLAH’IN her birinize bağışladığı yeteneklere imrenmeyin. Erkeklere kazandıklarından BİR PAY, kadınlara da kazandıklarından BİR PAY var. ALLAH’tan size lütfunu bağışlamasını isteyin. ALLAH her şeyi bilir.” (Nisa 4/32)
Ayette açıkça erkeklere de kadınlara da BİRER PAY olduğu ifade edilerek eşitlik mesajı verilmiştir.
Şimdi anlattıklarımızı tek bir ifadede özetleyen ayeti görelim.
“İNANAN ERKEKLER ve İNANAN KADINLAR birbirlerinin DOSTUDUR. İyiliği emrederler, kötülükten menederler, namazı gözetirler, zekâtı verirler, ALLAH’A ve elçisine uyarlar. İşte onlara ALLAH rahmet edecektir. ALLAH üstündür,hikmet sahibidir .” (Tevbe 9/71)
Ayette yanlış algının aksine erkekler ve kadınların kolektif bir şuurla davranmaları ve toplum hayatında birlikte hareket etmeleri öğütlenmektedir. Kur’an’daki dini araştıran biri kadın-erkek eşitliğini, toplum hayatında kadın ve erkeklerin birlikte hareket etmelerinin öğütlendiğini, erkekler ile kadınlar için kazandıklarından birer pay olduğunu ve kadınların devlat başkanı dâhil her türlü makamda olabileceklerini görecektir.
Yazımızı bütün anlattıklarımızı ortak bir paydada toplayan bir ayetle bitirmek istiyoruz.
“Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, inanan erkekler ve inanan kadınlar, söz dinleyen erkekler ve söz dinleyen kadınlar, doğru sözlü erkekler ve doğru sözlü kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, saygılı erkekler ve saygılı kadınlar, yardımsever erkekler ve yardımsever kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, iffetli erkekler ve iffetli kadınlar, ALLAH’I çok anan erkekler ve çok anan kadınlar; işte ALLAH onların hepsine bağışlanma ve büyük bir ödül hazırlamıştır.” (Ahzab 33/35)

Bir cevap yazın