Kur’an’da İman Kavramı

”İman” kelimesi birçok insan tarafından “inanma” manasında kullanılmaktadır. Bu şekilde istimalinin zihinlerde “zan” ölçüsünde değerlendirilmesine müncer olduğu açıktır. Ancak İslami bir kavram olan “iman” kelimesinin manasını ne olduğunu anlamak Kuran’ın otoritesine müracaat ile mümkündür.

 

Her şeyden evvel iman kelimesi “emanet, emniyet, emin olmak” köklerinden gelir. Bunun aksine “inanma” ise zanni kanaatlerdir. kuran açısından “zan” kelimesi ise reddedilir (yunus, 36; ali imran, 7; hucurat, 12) zandan kaçınmak gerektiği, zannın hakikat adına bir şey ifade etmeyeceği, zannın gerçek olmadığı Kurani bilgiler arasındadır. Buna rağmen “inanma” kelimesinin zan olduğu açık iken, “iman” ile “inanma” arasında geleneksel İslam fikriyatında bir ayrım yapılmamış olması büyük bir çelişkidir.

“bilgi” ise “malumat” kelimesine karşılık gelir. Kuran’da “malumat” kelimesi kesin olarak bilinen veya doğruluğu hal-i hazırda mevcut ve bariz olan nesneler için kullanılır (bakara, 197; hacc, 28) Bilgi insan aklının erebileceği olgu anlamına gelir.

bilgi ve iman kelimelerini karşılaştırdığımızda bir paralellik göze çarpmaktadır. “İman” delil ile inanılan kanaatlerdir. Buna “delil” kavramını eklememizin sebebi, kuran’da emredilen “iman” fiilinin yapısından kaynaklanmaktadır. Çünkü kuran’da iman edenlerin “sözü dinlemeleri ve doğrusuna uymaları” tabiri geçmekte (zümer, 18) ve körleme bir inanmaya prim vermemeleri gerektiği telkin edilmektedir.
Akıl da Kuran’ın bizzat aynı kelimeyi kullanarak olmazsa olmaz olduğunu söylediği kavramlardandır; çünkü “aklı kullanmayanların başlarına pislik yağma tehdidi” aklı kullanmayı salık verir  (yunus, 100). Dolayısıyla “delil” olmadığı sürece getirilen kanaatler “iman” olamaz.
Bu da “iman-inanma” arasındaki farkı gösterir. Çünkü inanma durumunda herhangi bir delilin olmasına ihtiyaç duyulmaz. ancak geleneksel telakkide bunun ayrımı kuran’a göre değil, “halk dilinin gelişimi”ne göre yapılmıştır.

bilimsel bilgi mütemadiyen değişmeye açık ve kesin beyandan kaçınan ve bilimsel süreçlerde edinilen bilgidir. Eleştiriye açık olması önemli bir özelliğidir. Dinsel bilgi olarak gelenekte “buyrulan” bilgi çeşidi ise “dogmatik” bilgidir. Halbuki dogmatizmin gereği “inanma” kavramından menşeini almaktadır. Bilakis “iman” kavramının delile dayanmasının ayetler ışığındaki mecburiyeti onun “dogmatizm” ötesinde olduğunu gösterir. Ayrıca kuran, “din” olarak bir “dogma” teklif etmez. Aksine bunun sorgulanmasını (nisa, 82), din delillerinin evrene bakıldığında görebileceklerini (bakara, 164) iddia etmektedir. kuran’ın bu ayetlerine bakıldığında islam’ın bir “müddei” olduğunu görmekteyiz. Yani islam bir iddia sahibidir. bunun testini insanın aklına bırakarak bir imtihan sistemi teklif etmiştir.

Bilimsel bilgi eleştiriye açık ve değişebilirliği ile “esnek” olma ayrıcalığına sahiptir. Ancak islam’ın buyurduğu bilgiler de birer olgusal iddia ve hipotez olma özelliği gösterdiği için bilimsel olarak incelenmeye açıktır. Dolayısıyla “din bilgisi” olarak tanıtılan bilgi türü sun’idir. Yani dinin öz iddialarından bağımsız şekilde “kutsanan gelenek” tarafından üretilmiştir. İslami bilgiler birer iddiadır ve eleştiriye açıktır. Görüldüğü üzere ayetler de ciddi şekilde “iddialaşma, sorgulamaya itme” şeklinde tavır takınmıştır (nisa, 82; bakara, 164). O halde din bilgisi de, “değişebilir” bilgidir. Yani bilimsel bilgi sınıfından bir farkı yoktur. “Din bilgisi” değiştiği vakit islam reddedilebilir, ancak bu onun reddedilene kadar “eleştiriye açık” bir vasfa sahip olduğunu ve bilimsel bilgi olarak düşünülebileceği gerçeğini değiştirmez.
Yani “iman” kelimesi kuran’ın kavramları arasında bütüncül bakış içinde bir “değişmeden, sorgulamadan” inanma teklif etmemektedir. Aksine dinamik, rasyonel ve realist bir tutum gösteren kuran, reddedilme potansiyelini birlikte takdim etmektedir.

Bir cevap yazın