“Hırka-i Şerif” ve “Sakal-ı Şerif”

Peygamberimize insanüstü birtakım nitelikler atfedilince, hâliyle ondan kaldığına inanılan birtakım eşya ve sakal parçalarına da kutsiyet atfedildiği görülür. Peygamberimize ait olduğu kabul edilen bir hırkanın insanlar tarafından abartılı hareketler eşliğinde ziyaret edildiğine ve belirli gün ve gecelerde de kimi camilerde peygamberimize ait olduğu kabul edilen ve camdan fanusların içinde bulunan sakal tanelerinin cami görevlisi önünde uzun kuyruklar oluşturan cemaat tarafından görülüp öpüldüğüne tanıklık edilmektedir. Peygamberimiz şayet kendisine ait olduğu kabul edilen sakal ve hırkaya böyle kutsallık atfedildiğini ve bunun bir nevi dini seremoni haline getirildiğini görse kesinlikle buna karşı çıkardı. Oysa o muazzez nebi, tüm inananlara, kendisinden sonra sıkıca bağlanıp hayatlarına taşıyacakları bir vahiy bırakmıştı. Ancak insanlar Kur’an’ın manasına değil sesine, Allah’ın Resulü’nün örnekliği ve önderliğine değil eşyalarına önem verdiler. Kur’an okunmayı ve ayetleri üzerine inceden inceye düşünülmeyi bekleyen bir öksüz gibi bırakıldığı ve anlamı baş üstüne konulması gerekirken mushafı baş üstüne konulduğu için, Kur’an üzerine en güzel şekilde düşünme, anlama ve onu en güzel şekilde yaşama yarışına girmesi gereken inananlar, hırka ve sakal ziyareti sırasına girdiler.

Muhammed İkbal, içinde bulunduğumuz içler acısı durumu şu sözleri ile özetler: “Allah Resulü, kıl değil akıl bıraktı! Kitabı, aklı ve akıl etmeyi bıraktı. Kıla, sakala, cübbeye kutsiyet atfeder olduk. İslam ümmeti, hikâyeler içinde boğuldu gitti. Hakikat, efsaneler içinde kayboldu gitti.”

Kaynak: Allaha Öğretilen Din

Bir cevap yazın