Dinin Önem ve Gerekliliği

Gariptir ki, modern insan bütün ruhi faktörleri realitenin haricinde bırakmıştır. Kendisine tamamen maddi bir çevre yaratmıştır. Bu çevre ise kendisine uygun değildir. Bu âlem onu soysuzlaştırıyor.

  • Alexis Carrel, İnsanlar Uyanın, çev: Leylâ Yazıcıoğlu, Arif Bolat Kitabevi, İstanbul, s. 176.

 

Modern çağın en yaygın inanç problemlerinin başında dinin önem ve gerekliliği hakkında şüphe duyma ve çoğunlukla bu sebepten ötürü dini dikkate al-mama problemi gelmektedir. Bu anlayışa göre artık modern insanın dine ihtiyaç duymadığına, din olmadan da insanların iyi ve güzel davranışlar sergileyerek ahlâki bir yaşam sürebileceklerine inanılmaktadır. Üstelik söz konusu iddia sahiplerinin önemli bir kısmını Allah’ın varlığına inanan insanların oluşturduğu görülmektedir. Allah’ın varlığına inanmasına rağmen dine ihtiyaç duymadığını iddia eden kişiler açısından belki de en fazla belirsizlik taşıyan şeyin Allah-insan ilişkisi olduğu söylenebilir. Çünkü evrenin ve yaşamın Allah tarafından yaratıldığına inanmalarına rağmen bu kişiler, Allah ile yaratmış olduğu evren ve insan başta olmak üzere diğer canlılar arasında nasıl bir ilişki bulunduğunu net bir şekilde ortaya koyabilmiş değillerdir.

 

Dine ihtiyaç olmadığının iddia edilmesinin ardındaki temel nedenler birkaç başlıkta toplanabilir. Muhtemelen bu nedenlerin ilki Allah’ın gerektiği gibi takdir edile-memesi ve dolayısıyla dinin insan için ne kadar önemli olduğunun kavranamamış olmasıdır. İnsanlar din olma-saydı da şu an evrensel olarak kabul ettikleri pek çok ahlâki ve insani değerin kendiliğinden bilineceğini sanırlar. Bununla birlikte dinin doğrudan kaynağından yani Kur’ân-ı Kerîm’den öğrenilmemiş olmasının pek çok in-sanın kafasında karışıklığa sebep olduğu da bir gerçektir. Rivayet kültürü ile aktarılan bir yığın yanlış ve temelsiz dini bilgilere sahip olan insanlar söz konusu problemler nedeniyle din hakkında şüphelere düşmektedirler.

 

Yani başka bir ifade ile dinin doğru bir biçimde öğrenilmemesi ve doğrusunu öğrenmek için de çaba sarf edilmemesidir. Şüphesiz dini konulardaki temel tartışmalar ve farklı yorumlar da insanların dine bakışları üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır. Bununla birlikte dini gereksiz gören insanların önemli bir kısmının dini kuralların kişisel tercihlerine bir şekil ve sınırlama getiriyor olması sebebiyle de dini önemsemediği ve hatta dinin gereksiz olduğunu iddia ettiği görülür.

 

Yine çoğu insan dini doğru bir şekilde öğrenip anlamaya çalışmadığı için, gerek seküler eğitim sisteminin gerekse dünyadaki her türlü savaş, kargaşa ve problemi dine fatura eden zihniyetin etkisinde kalmakta ve bu yüzden dinin gereksiz olduğuna inanmaktadır. Kimi zamanda modern insanın artık bilimin öncülüğünde hareket etmesi gerektiği şeklindeki hatalı ve ayrıştırmacı zihniyetin de bazı insanların dine bakışı üzerinde olumsuz etkiler yarattığı görülür.

 

Son olarak tüm dinlerin özünün iyilik olduğu ve ahlâklı ve erdemli bir yaşam için dine ihtiyaç bulunmadığının da iddia edildiği görülmektedir. Her ne kadar örnekleri çoğaltmak mümkünse de genel itibariyle dini gereksiz gören insanların temel gerekçelerinin bu tarz kabullere dayandığı söylenebilir.

 

İnsanlar robotlar gibi kendisine yüklenen programa göre hareket etmezler. İnsan, akıl, irâde ve çeşitli duygulara sahip, biyolojik ve psikolojik ihtiyaçları olan bir varlıktır. İhtiyaç içinde ve çeşitli açılardan âciz olarak yaratılmış bir varlığın, her türlü âcizlikten uzak olan yaratıcısıyla ilişki içinde olmadığının düşünülmesi mümkün değildir. Dine gerek olmadığına inanan insanların büyük çoğunluğu insanın Allah ile ilişkisi kesilmiş ve yeryüzünde kendi haline bırakılmış bir varlık olduğunu düşünmez. Ama dine gerek olmadığına inananların, Allah ile insanoğlu arasında ne şekilde bir ilişki olduğu noktasında makul yaklaşımlara sahip oldukları da söylenemez. Bu kişiler Allah’ı sadece aşkın ve her türlü iyilik ve güzelliğin kaynağı olan tek ve yüce bir varlık olarak tasavvur ederek, yalnızca O’nun varlığının ve birliğinin tasdik edilmesi, söz konusu iyilik ve güzelliklere uygun bir hayat yaşanılması, yani âdil, ahlâklı, yardımsever, kısacası toplum açısından iyi bir insan olunması gerektiğini savunarak dini sadece iyiliğe indirgemiş ve bu yolla sadece Allah’ı değil aynı zamanda Allah ile insan arasındaki ilişkiyi de sınırlandırmışlardır. Bu sebeple söz konusu kişiler tarafından belirli ilkelere indirgenmiş bireysel bir din anlayışının benimsenmiş olduğu görülmektedir.

 

Oysa çoğunlukla gözden kaçan bir gerçek vardır ki bu da en başta Allah hakkında sahip olduğumuz tüm bilgimizin dine yani Allah’ın buyruklarına dayanıyor olduğudur. Allah hakkındaki bilgimizin nereden geldiğini bir düşünelim. Şayet vahiy olmasa Allah hakkında ne türlü tasavvurlarımız olabileceğini bir hayal edelim. Dolayısıyla din yani vahiy sadece doğru ve erdemli bir yaşamın yolunu göstermekle kalmaz aynı zamanda yaratıcımızı bize tanıtarak nasıl bir varlığa kul olduğumuz bilincini kazanmamızı sağlar. İnsan ancak vahyin bildirdiği yaratıcı varlık tasavvuru ile tam anlamıyla gönülden kulluk yapabilir ve kulluk etmesinin gerekçelerini anlamlı kılabilir.

 

İnsan yeryüzünde tek başına yaşamamaktadır. Onun diğer insanlarla da ilişki içinde olduğu ve bu ilişkiler-den kaynaklanan pek çok durumun ortaya çıktığı gerçeği dikkate alınmalıdır. Şayet insan için ilâhî bir bildirim ve destek olmasaydı yani insan yaşam içinde kendi haline bırakılsaydı, toplumu düzenleyip bir arada yaşamalarını sağlayacak ortak ilkelerin belirlenmesinin zorluğu sebebiyle, yeryüzündeki yaşam içinden çıkılmaz bir kargaşaya sürüklenirdi. Her ne kadar ilâhî kaynaklı dinler, tarih boyunca kimi çevreler tarafından hatalı bir şekilde savaş, kargaşa ve insanlık suçlarının en önemli sebebi olarak görülse de toplumsal ortak kuralların belirlenmediği bir yaşamın devamının sağlanması mümkün değildir. (Bu konu ve iddia kitabın son bölümünde yer alan Ek kısmında ‘Dinin Gerekliliğine Karşı Getirilen Bazı İddiaların Değerlendirilmesi’ başlığı ve ‘Dinlerin Savaş ve Kargaşa Sebebi Olduğu’ alt başlığı içinde işlenecektir.)

 

Din, insanların bir arada barış ve huzur içinde ya-şamalarını sağlamakla kalmayıp, onlara dünya hayatının gerçeğini göstermek gibi yüce bir göreve de sahip-tir. Ancak insanlar kendi çıkarları ve dünyevî tutkuları için hareket etmeye başladıkları zaman kargaşa ve problemlerin ortaya çıkması da kaçınılmaz olmaktadır. Bu ise dinden değil insan faktöründen kaynaklanır. İnsanlık tarihine bakıldığında hak bir din üzerinde olmadığı görülen pek çok medeniyetin, örneğin eski Yunan tanrılarına inanan toplumların ya da Moğolların savaş ve istilalar ile dünyayı nasıl bir kargaşaya sürüklediklerinin görülmesi mümkündür. Bu ise dinlerden kaynaklandığı iddia edilen problemlerin asıl nedeninin din değil, belki bozulmuş din duygusu olduğunu ve insanoğlunun kendi haline bırakıldığında neler yapabileceğini göstermektedir.

 

İnsanlık âleminin manevi ve zihni gelişmesinde dinin ne kadar geniş bir paya sahip olduğu medeniyet tarihi incelendiğinde hemen göze çarpmaktadır. İlâhî vahyin peygamberler tarafından telkin ve tebliğ edilmesiyle insanlar bir takım tutku ve alışkanlıklarından kurtularak daha asil ve daha ulvi fikirlere yükselebilmişlerdir. İnsanoğlunu manevi ve ahlâki alanda şimdiki duruma ulaştıran gelişmeler dinle mümkün olabilmiştir. Din insan toplumunu her zaman kokuşmaktan, çürümekten, mahvolmaktan kurtaran bir medeniyet mimarıdır.

  • Günay Tümer, ‘Din’, DİA, TDV İslâm Ansiklopedisi, cilt: IX, s. 317.

 

Kur’ân-ı Kerîm âyetlerinde insanların Allah’a sürekli olarak ihtiyaç duyduğuna ve Allah karşısında tüm insanların âciz, çaresiz ve yoksul olduğuna vurgu yapılır. İnsanoğlunun yaşam içinde yüz yüze geldiği pek çok duruma karşı yetersiz kaldığı, yardıma ihtiyaç duyduğu, sığınıp güvenebileceği bir kapı aradığı görülmektedir. Ancak çeşitli ihtiyaçlar içinde olan ve zor zamanlarında Yaratıcısının yardımını arayan insanın bu âlemde bir başına bırakılmış olduğu düşünülemez. İnsan pek çok zorluk karşısında yetersiz ve çaresiz kalır. Bu durum ona acizliğini hatırlatır. Allah’a sığınıp güvenmekten başka bir çaresi olmadığını bilmesi, Allah karşısındaki konumunu da fark etmesini sağlar. İnsan yaratılışı itibariyle güç yetirebildiği oranda iyilik ve kötülük yapabilme kabiliyetlerine sahip bir varlıktır. Bu yüzden gücünün sınırlı olması kaçınılmazdır. Kur’ân âyetlerinde insanların Allah’ın yüceliği karşısındaki durumları şu şekilde tarif edilir:

 

Ey insanlar, siz Allah’a muhtaç yoksullarsınız! Allah ise mutlak Ganî, mutlak Hamîd’dir.5

  • Fâtır Sûresi 35/15.

 

Allah Ganî’dir; yoksul olan sizlersiniz. Eğer yüz çevirirseniz, Allah yerinize başka bir toplum getirir. Ve onlar, sizin benzerleriniz olmazlar.

  • Muhammed Sûresi 47/38.

 

İnsan, Allah’a olan biyolojik ve fiziksel ihtiyacı yanında, sosyal ve psikolojik açılardan da O’na muhtaçtır. Mânevî yönü olan insanoğlunun yaratılışı itibariyle Allah’ı bilip O’na yönelme ihtiyacı içinde olduğu görülmektedir. İnsan kendisini yaratan yüce Allah’a karşı gönülden bir bağlılık, sevgi ve muhabbet içinde olmayı, O’na duâ etmeyi, çeşitli söz ve fiiller ile kulluğunu göstermeyi ister. Tüm bunları yapabilmesi için de Allah’ın kendisini duyduğunu, gördüğünü ve üzerinde her türlü tasarrufa sahip olduğunu bilmesi, O’na yakardığı zaman kendi-sine cevap verileceğini umması gerekir. Bu da ancak teist (Allah’ın din ve peygamber göndererek insanları uyardığı inancına dayalı görüş.) dinlerce ortaya konulan Allah tasavvuru ile mümkün olabilir. Kur’ân-ı Kerîm âyetlerinde Allah’ın insana yakınlığının çeşitli şekillerde vurgulandığı görülmektedir:

 

Yemin olsun ki, insanı biz yarattık. Nefsinin ona neler fısıldadığını da biz biliriz. Biz ona, şah damarından daha yakınız.

  • Kaf Sûresi 50/16.

 

 Görmez misin ki Allah, göklerde olanları da yeryüzünde olanları da bilir. Üç kişi, aralarında fısıldaşmaya görsün, dördüncüleri O’dur; beş kişi fısıldaşmaya görsün altıncıları O’dur. Bundan az da olsalar çok da olsalar, O mutlaka onlarla beraberdir; nerede bulunurlarsa bulunsunlar.

  • Mücâdile Sûresi 58/7.

 

Gözler O’nu idrak edemez; O ise bütün gözleri idrak eder.

  • En’âm Sûresi 6/103.

 

Allah her şeyi çepeçevre kuşatandır.

  • Nisâ Sûresi 4/126.

 

Bilin ki Allah kişi ile kalbi arasına girer ve O’nun huzuruna toplanacaksınız.

  • Enfal Sûresi 8/24.

 

Kaynak: Din Neden Gereklidir? – Emre Dorman

 

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir