Cennete ve Cehenneme Girmenin Oyuncağa Çevrilmesi

Yine cennet ve cehenneme girme ile ilgili de birçok şey uydurulmuştur. Öyle ki bu rivayetler cennete ve cehenneme girmeyi oyuncağa çevirmiştir. Örneğin Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmadan ölen bütün Müslümanların kesin olarak cennetlik olduğuna dair rivayetler bulunmaktadır. Peygamberimizin ümmetinden her kim Allah’a hiçbir şeyi ortak tanımayarak ölürse o kimsenin cennete gireceğini söylediği, bunun üzerine kendisine sorulan

 

“Ya Resulullah! O adam zina ettiği ve hırsızlık yaptığı takdirde de yine cennete girer mi?” sorusuna “Evet zina ettiği ve hırsızlık yaptığı takdirde de”[1]

 

şeklinde cevap verdiği iddia edilmiştir. Yine bir başka rivayette

 

Peygamberimizin “Ey Muâz! Allah’ın kullar üzerinde, kulların da Allah üzerinde ne hakkı vardır. Allah’ın, kulları üzerindeki hakkı, onların sadece Allah’a kulluk etmeleri ve hiçbir şeyi O’na ortak tutmamalarıdır. Kulların da Allah üzerindeki hakkı, kendisine hiçbir şeyi ortak tutmayan(lar)a azap etmemesidir.” dediği, bunun üzerine “Ey Allah’ın Resulü! Bunu insanlara müjdeleyeyim mi?” diye soran Muâz’a da “Müjdeleme, onlar buna güvenip tembellik ederler.” şeklinde cevap verdiği rivayet edilmiştir.[2]

 

Diğer rivayetler ise şu şekildedir:

 

“Ey Âdemoğlu! Sen yeryüzünü dolduracak kadar günahla huzuruma gelsen, fakat Bana hiçbir şeyi ortak koşmamış, şirke bulaşmamış olsan, Ben de seni yeryüzü dolusu mağfiretle karşılarım.”[3]

 

“Kim Allah’a hiçbir şeyi ortak kılmadan ölürse cennete girecektir.”[4]

 

Görüldüğü gibi söz konusu rivayetlere göre cennete girmenin kolay yolu sadece Müslüman olmak ve Allah’a ortak koşmamaktır. Oysa Kur’an’a göre bu şekilde cenneti garantilemek söz konusu değildir. Diğer yandan bu üç rivayetten ilki ile çelişen başka rivayetler de bulunmaktadır:

 

“Resulullah’ın ağırlıklarının başını bekleyen Kerkere denen bir zat vardı, derken vefat etti. Resulullah: ‘O cehennemdedir!’ buyurdu. Bu söz üzerine adamı görmeye gittiler. Üzerinde, ganimetten çalınmış bir aba buldular.”[5]

 

Bunun yanında peygamberimizin sözüm ona “Beni gören veya beni göreni gören bir Müslüman’a ateş değmeyecektir.”[6] dediği rivayet edilmiştir.

 

Peygamberimizin bu türden ifadeler kullanmasının söz konusu edilemeyeceği birçok Kur’an ayeti ile sabittir.

 

Yine ümmetin fakirlerinin zenginlerden beş yüz sene evvel cennete gireceği,[7]

bir başka rivayette ise onların cennete, zenginlerden kırk bahar önce girecekleri,[8]

kalbinde zerre kadar kibir bulunanın cennete giremeyeceği, yine kalbinde zerre kadar iman olanın da cehenneme girmeyeceği[9]

ve peygamberimizin şefaati ile bir kısım insanların cehennemden çıkarak cennete gireceği ve bu kişilere cehennemlikler deneceği rivayet edilmiştir.[10]

 

Yine başka bir rivayet ise şu şekildedir:

 

“Resulullah buyurdular ki: Güneşin doğmasından ve batmasından önce namaz kılan hiç kimse ateşe girmeyecektir.”[11]

 

Başka bir rivayette ise:

 

Cuma gecesi veya Cuma günü vefat eden bütün Müslümanların kabir fitnesinden korunduğu iddia edilmiştir.[12]

 

Oysa hangi gün öleceği, insanın elinde değildir.

Bu türden temelsiz iddiaların dini açıdan kabul edilmesi mümkün değildir.

Şüphesiz Allah’ın rahmet ve merhameti geniştir. Kullarını affetmek için onlara fırsat vermektedir. Ancak Allah’ın adaleti de rahmeti gibi geniş olduğu için, Allah’ın rahmetini hak etmek için hayırlı bir kul olmak ve çalışmak gerekir. Şüphesiz kötülüklerden uzak duranlar ile kötülüklere cesaret ile dalanlar bir değildir:

 

“Yoksa kötülükleri işleyen kimseler, kendilerini, inanıp iyi ameller işleyen kimselerle bir tutacağımızı mı sanıyorlar? Yaşamaları ve ölümleri onlarla bir olacak öyle mi? Ne kötü hüküm veriyorlar!”

(Casiye Suresi 21).

 

[1]        Buhari, Tevhid 33; Müslim, İman 153, (94); Tirmizi, İman 18, (2646).

[2]        Buhari, Cihad 46, Libâs 101, İsti’zân 30, Tevhid 1; Müslim, İman 48, 49; Tirmizî, İman 18; İbn Mace, Zühd 35.

[3]        Tirmizi, Daavat 98.

[4]        Müslim, İman 151, (93).

[5]        Buhari, Cihad 190; İbn Mace, Cihad 34, (2849).

[6]        Tirmizi, Menakıb, (3857).

[7]        Tirmizi, Zühd 37, (2354); İbn Mace, Zühd 6.

[8]        Tirmizi, Zühd (2353).

[9]        Müslim, İman 147; Ebu Davud, Edeb 29, (4091); Tirmizi, Birr 61, (1999).

[10]       Buhari, Rikak 513; Ebu Davud, Sünnet 23, (4740); Tirmizi, Cehennem 10, (2603).

[11]       Müslim, Mesacid 213, (634); Ebu Davud, Salat 9, (427); Nesai, Salat 21, (1, 241).

[12]       Tirmizi, Cenaiz 72, (1074).

 

Kaynak: Allah’a Öğretilen Din – Emre Dorman

Bir cevap yazın