Allah’ın Kıskanç Olması ve Övgüden Hoşlanması

Bazı hadis rivayetlerinde Allah ile ilgili yakışıksız söz ve iddialarda bulunulduğunu görmek mümkündür. Bunlardan biri de Allah’ın kıskanç (gayur) olduğunun iddia edildiği rivayetlerdir. Bilindiği gibi kıskançlık olumsuz anlam taşıyan bir ifadedir. Aynı ifade başka hadislerde insanların birbirlerini kıskanmaları için de kullanılmıştır. Her ne kadar bu türden hadisleri yorumlayanlar bu ifade Allah için kullanıldığında razı olmadığı şeylerin kulları tarafından yapılması ya da kendisine verilmesi gereken sevginin başkalarına verilmesi sonucunda Allah’ın kıskanması şeklinde yorumlanmaya çalışılsa da, bu gibi ifadelerin Allah için kullanılmasının doğru olmadığı açıktır. Kur’an’da Allah için bu türden ifadelerin bulunmaması, peygamberimizin bu ifadeleri kullanmasının mümkün olmadığını anlamak için yeterlidir.

 

Bir rivayette peygamberimizin şöyle söylediği iddia edilmiştir:

 

“Resulullah buyurdular ki: Allah kıskançtır, mümin de kıskançtır. Allah’ın kıskanması, müminin Allah’ın haram ettiği şeyi yapmasıdır.”[1]

 

Başka bir rivayette ise hem Allah’tan daha kıskanç birisinin olmadığı hem de övülmekten Allah kadar hoşlanan kimsenin bulunmadığı ve bu yüzden Allah’ın kendisini övdüğü söylenmiştir:

 

“Resulullah’ı işittim, şöyle diyordu: Allah’tan daha kıskanç kimse yoktur. Bu sebeptendir ki fevahişin (cinsel içerikli işler de dâhil her türlü kötü ve çirkin işlerin) açığını da kapalısını da haram kıldı. Medihten (övgüden) Allah kadar hoşlanan bir kimse de yoktur. Bu sebeptendir ki nefsini methetmiştir.”[2]

 

Bir diğer rivayette de eşini başka bir adam ile münasebet halinde yakalayan kişinin kıskançlığından hareketle peygamberimizin bu kişiden daha kıskanç olduğunu, Allah’ın da kendisinden daha kıskanç olduğunu söylediği iddia edilmiştir:

 

“Sad İbnu Ubade dedi ki: ‘Ey Allah’ın Resulü, ben zevcemle birlikte bir adam yakalasam, dört şahit getirinceye kadar ona mühlet mi tanıyacağım?’ ‘Evet!’ buyurdu Aleyhissalatu vesselam. Sa’d: ‘Asla dedi, seni hakla gönderen Zat-ı Zülcelal’e yemin olsun, şahit aramazdan önce kılıcımı indiririm. Resulullah: Şu efendinizin söylediğine bakın! Evet, (biliyoruz ki) o kıskanç bir adamdır. Ama ben ondan da kıskancım, Allah da benden kıskanç.”[3]

 

Yine aynı ifadenin bir insanın başka bir insanı kıskanması için kullanıldığını görmek mümkündür:

 

“Peygamberin huzurunda bulunduğumuz sırada o, bize şöyle buyurdu: Ben bir kere uyurken kendimi Cennet’te gördüm. O sırada bir kadın (Ümm-i Süleym) bir köşkün yanında abdest almakta idi. (Yanımdaki Meleklere) ‘Bu köşk kimin için (hazırlanmış) dir?’ diye sordum. Onlar: ‘Ömer İbn-i Hattâb için!’ dediler. (Buraya girmek istedim. Fakat) Ömer’in gayretini (kıskançlığını) hatırladım da hemen yüzümü arkama çevirdim. (Resulullah’ın bu latifeli müjdesi üzerine) Ömer (sevincinden) ağladı da: ‘Yâ Resulullah! Sana karşı mı kıskançlık edeceğim?’ dedi.”[4]

 

Rivayetlerden de görüldüğü gibi Allah için kullanılan kıskanç ifadesi, insanların birbirlerini kıskanmalarına benzer şekilde kullanılmıştır. Allah’ın, kendi koymuş olduğu sınırların kulları tarafından ihlal edilmesinden hoşnut olmayacağı yani buna rıza göstermeyeceği açıktır. Ancak bunun bu şekilde ifade edilmesinin onlarca yolu varken rivayetlerdeki örnekler üzerinden Allah’ın kıskanç olduğunun ve övgüden hoşlandığı için kendisini övdüğünü söylemenin doğru olmadığı ortadadır. Allah’ın övülüp yüceltilmesi, kulun kulluk bilincine vararak Rabbi karşısındaki konumunu ve O’na olan aidiyetini fark etmesi ve yaşantısını ona göre düzenlemesi içindir. Yoksa Allah, insanların kendilerini överek nefislerini kabartmalarındaki gibi övgüden hoşlanmaktan uzaktır. Kısacası Allah’ın, kimsenin övgüsüne ihtiyacı yoktur. Allah’ın yüceltilmesinin söylenmesi, kulun, kiminle muhatap olduğunu yani bir anlamda haddini bilmesi ve Rabbi ile bağının güçlü kalması içindir.

 

[1]        Buhari, Nikâh 107; Müslim, Tevbe 36, (2761); Tirmizi, Rada 14, (1168).

[2]        Buhari, Nikâh 107, Tefsir, En’am 7, Tefsir A’raf 1, Tevhid 15; Müslim, Tevbe 33, (2760); Tirmizi, Da’avat 97, (3520).

[3]        Müslim, Li’an 16, (1498); Ebu Davud, Diyat 12, (4532).

[4]        Buhari, Tecrid-i Sarih 9. Cilt, Hadis No: 1341.

 

Kaynak: Allah’a Öğretilen Din – Emre Dorman

“Allah’ın Kıskanç Olması ve Övgüden Hoşlanması” üzerine 1 yorum.

  1. Hz. Ebû Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    “Allah kıskançtır, mü’min de kıskançtır. Allah’ın kıskanması, mü’minin Allah’ın haram ettiği şeyi yapmasıdır.”[Buhârî, Nikâh107, Müslim, Tevbe 36, (2761); Tirmizî, Radâ 14, (1168)]

    Kıskançlık diye çevirdiğimiz kelime gayret’tir. Dilimizde gayret kelimesi kıskançlık manasına kullanılmaz; çaba veya cehd manasındadır. Kadı İyaz, kıskançlık manasına olan gayretin, kelime olarak tegayyürü’l kalbten inşikak ettiğini söyler ve der ki:

    “Bu kendine mahsus olan şeyde müşâreke (ortaklık) sebebiyle öfkenin kabarması, kalbin tegayyürüdür.”

    Bu hal, en ziyade karıkoca arasında olur. Söylediğimiz bu husus insanlar hakkındaki kıskançlığı açıklar.

    Allah’a nisbet edilen kıskançlığa gelince: Bu hususta Hattâbî der ki: “Allah hakkında kıskançlığın ne olduğunu en iyi açıklayan şey meali verilen Ebû Hureyre hadisidir.” Çünkü orada; “Allah’ın kıskanması, mü’minin Allah’ın haram ettiği şeyi yapmasıdır.” denir. İyaz der ki: “Allah hakkında gayretin, onu yapanın hâlini değiştirdiğine işaret olması da muhtemeldir. Dendi ki, asıl itibariyle gayret, hamiyet ve izzeti nefisdir. Bu tarif, “gayret”i tegayyürün gerektirdiği şeyle tefsir etmektir, böylece gadaba râci olur. Cenâb-ı Hak, Kitab’ında gadab ve rıza’yı kendi nefsine nisbet etmiştir.”

    İbnu Arabî der ki:

    “Tegayyürün Allah hakkında muhal olduğu kat’î delille sabittir. Öyleyse lâzımı ile tevili gerekir. Onun lâzıımı ise “vaîd”dir ve faile ceza verilmesidir.”

    Aynî, “Allah’ın gayretini (kıskanmasını), fevâhişten (çirkin fiillerden) yasaklaması ve onları haram kılması ve onlardan menetmesi.” diye tarif eder ve şöyle açıklar:

    “Çünkü gayyur (kıskanç), kıskandığı şeyden başkasını yasaklayan kimsedir. Bu hususu, Resululah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın “Allah kıskanç olduğu için fevâhişi haram etti.” hadisi açıklamıştır. Yani haram etti demek, işlenmesini yasak etti demektir. Yine Aleyhissalâtu vesselâm buyurmuştur ki: “Allah’ın kıskanması, mü’minin Allah’ın haram kıldığı şeyi yapmamasıdır.”

    Konuyla ilgili başka bir rivayet de şudur: İbnu Mes’ud (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ı işittim, şöyle diyordu:

    “Allah’dan daha kıskanç kimse yoktur. Bu sebeptendir ki fevâhişin açığını da kapalısını da haram kıldı. Medihten Allah kadar hoşlanan bir kimse de yoktur. Bu sebeptendir ki nefsini medhetmiştir.” [Buhârî, Nikâh 107, Tefsir, En’âm 7, Tefsir A’raf 1, Tevhid 15; Müslim, Tevbe 33, (2760); Tirmizî, Daâvât 97, (3520)]

    1. Fevâhiş kelimesi fahişenin çoğuludur. Fâhişe, gerek söz ve gerekse fiille icra edilen her çeşit çirkin fiildir. Allah’ın bütün haramları fevâhişe girer. İbnu’l-Esir, en-Nihaye’de şöyle açıklar:

    “Hadiste fuhş, fâhşe, meâsi ve günahlardan çirkinliği fazla olanlara denmiştir. Çoğu kere de zina manasında gelmiştir.”

    2. Allah’ın medhi sevmesi hakkında Aynî der ki:

    “Bu, kulların faydasına olan bir durumdur. Çünkü kullar, Allah’ı, güzel isimlerle anmak, noksan sıfatlardan tenzih ve kemal sıfatlarıyla tavsif etmek suretiyle, onu övmeleri kendilerine sevap kazandırır ve bundan istifade ederler. Değilse Allah Teâla Hazretleri bütün âlemlerden müstağnidir, hiç bir şeye ihtiyacı yoktur. İnsanların medhi Ona bir fayda vermediği gibi, medhi terketmeleri de zarar vermez.”

    Hadiste, Allah’a senâda bulunmanın tesbih, tehlil, tahmid ve diğer zikirlerle Allah’ı anmanın fazileti gözükmektedir.” (bk. Prof. Dr. İbrahim Canan, Kütüb-ü Sitte Tercüme ve Şerhi, 12/287 vd.)

    Efendimizin kıskançlıkla ilgili hadislerinde insana özgü nitelikler Allah’a verilmiş olmuyor mu?

    Allah’ın zati ve subuti sıfatları olduğu gibi haberi sıfatları da vardır. Allah hiç bir şeye benzemediği gibi sıfatları da hiç bir şeye benzemez.

    Haberî Sıfatlar Kur’an-ı Kerim ve hadislerde zahir manaları ile Cenab-ı Hakk’ın tenzih etme esası ile uyuşmayan bir takım sıfatlar varid olmuştur. Sırf nakil ve haberlerde geldiği için bu sıfatlara es-Sıfatül-haberiyye (haberlerde varid olan sıfatlar) denilmiştir.

    Selef âlimleri, bu sıfatları, teşbihsiz, tecsimsiz (mahlukatın sıfatlarına benzetmeksizin ve cismiyet vermeksizin) temsilsiz ve keyfiyetini Allah’a havale ederek kabul etmişler ve bunlar hakkında herhangi bir te’vile gitmemişlerdir ve yorum yapmamışlardır.

    İmam Eş’arî ile İmam Matüridî bu konuda selefin yoluna uymuşlardır.

    Haşeviyye (sahih, zayıf demeyip buldukları her hadisi alıp bunların zahirlerine bağlananlar) ile Şia’dan bazıları haberlerde varid olan bu lafızların zahirine tutunarak teşbih vadisine düştüler. İlk defa Hişâm b. Hakem ve Hişâm b. Salim el-Cevâlikî, Allah Teâlâ’yı insana benzeterek O’na insanların organları gibi bir takım organlar isnad edip Müşebbihe ve Mücessime mezhebini ihdâs ettiler. Kerramiye mezhebinin kurucusu Muhammed b. Kerram da Yüce Allah’ın Arş’ın üzerinde durduğunu ve Arş’a temas ettiğini söylemiştir.

    Eş’ariyye ve Matüridiyye kelâmcılarının müteahhirîni “Müslüman halk bu lafızların zahirlerine bağlanarak Allah Teâlâ hakkında teşbihe düşer.” korkusuyla haberî sıfatları mecaz manalarına hamlederek te’vil etmişler ve bunlara Cenab-ı Hakk’ın azametine layık olan birer manâ vermişler ve verdikleri manâ da kat’idir dememişler ve “bunların murad edilen gerçek anlamını ve keyfiyetini Allah bilir” demişlerdir.

    Kur’an-ı Kerim de geçen haberî sıfatlardan örnekler ve müteahhirine göre anlamları:

    1. İstivâ’:

    “Rahman olan Allah Arş üzerine istiva etmiştir.” (Ta-Ha, 20/5).

    İstivâ’ya kahr, galebe, istilâ, hüküm, idaresi ve tedbiri altına alma, tasarruf, ulûvv (yücelik) anlamı vermişlerdir.

    2. Yed, Yedeyn: Kudret, nimet, teşrif anlamı verilmiştir.

    “Rabbi şöyle demişti: “Ey iblis! İki elimle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir.” (Sad, 38/75).

    3. Vech: Zât, vücûd (bk. Rahman, 55/27).

    4. Kabza: Kudret, mülk, tasarruf. (bk. Zümer, 39/67).

    5- Yemîn: Tastamam kudret ve kuvvet (bk. ez-Zümer, 39/67).

    6. Ayn, A’yün: Basar sıfatına irca’ olunur (bk. Ta-Ha, 20/39; Hud, 11/37). Nezâret, gözetim, bakım demektir. Muhafaza ve yardım etmeyi de ifade eder.

    7. Cenb: Türkçede, yan ve kat anlamına gelen bu kelimeyi emir ve taat olarak yorumlamışlardır:

    “Her bir nefsin, Allah cenbinde (katında) işlediğim kusurlardan dolayı vay hasret ve nedametime diyeceği… “(Zümer, 39/56).

    8. İstihyâ: Türkçede utanmak anlamına gelen bu kelimeye; terk etmek, çekinmek, sakınmak (istinkaf) anlamını vermişlerdir:

    “Gerçekte Allah, bir sivri sineği ve bunun üstündekini (büyüğünü) mesel ve (misal) getirmekten çekinmez…” (Bakara, 2/26).

    9. İtyân ve Meci’: Bu kelimelerin mahlukat hakkındaki gelmek, bir yerden bir yere intikal etmek anlamlarından Cenab-ı Hakk münezzehtir.

    “Ve cae Rabbüke” (Rabbinin emri geldi) (Fecr, 89/22);

    “En ye’tiyehümullahü: Allah’ın âyeti ve azabının gelmesi…” (Bakara, 2/210).

    Cenab-ı Hak, büyüklüğünü ve kemallerinin sonsuzluğunu kullarına anlatıp tanıtmak ve onların anlamlarını kolaylaştırmak için Kitab-ı Kerim’inde bu kelimeleri mecaz olarak kullanmıştır. Yoksa Cenab-ı Allah, haberî sıfatlardaki geçen bu kelimelerin mahlukâtı hakkında geçerli olan manalarından münezzehtir.

    Buna göre, soruya neden olan Hadis’teki “gayret” kelimesini, “Allah’ın razı olmaması, kızması ve haramı işleyenin halini değiştirmesi” diye yorumlamak uygun olacaktır.

    Kaynaklar:

    (Sa’deddin et-Taftâzânî, Şerhul-Makasıd, İstanbul 1305, II, s. 61-79, 108-111; Şerhul-Akaid, İstanbul 1310, s. 65-84; es-Seyyidü’ş-Şerif el-Cürcânî, Şerhul-Mevakıf, İstanbul 1239, s. 147, 471-479; İmam Zeyneddin Mer’î, Ekavilü’s-Sikat Te’vilül-Esma-i ve’s-Sıat, Beyrut 1406/1985; Ahmet Asım, Merhu’f-Meâli Şerhul-Emali, İstanbul 1304; Abdüllatif Harput, Tenkihul Kelam, Abdüsselam, b. İbrahim el-Lakkanî, Şerh-ü Cevherati’t-Tevhid; İzmirli İsmail Nakkı, Yeni İlm-i Kelam; Şehristanî, el-Milel ve’n Nihal).

Bir cevap yazın