Allah Dilediğini mi Saptırmaktadır ?

Allah dilediğini hidayete ulaştırır dilediğini ise saptırabilir. Her şey onun kudret eli altındadır. Fakat her şeyi yapabilecek güce sahip olması, her şeyi yaptığı anlamına gelmez.

Biz hiç bir elçiyi, kendi kavminin dilinden başkasıyla göndermedik ki, onlara apaçık anlatsın. Böylece Allah, dilediğini şaşırtıp saptırır, dilediğini hidayete erdirir. O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.

(14 İbrahim Suresi – 4)

İbrahim suresindeki bu ayette Allah, açıkça, dilediğini saptırıp dilediğini de doğru yola iletebileceğini söylemektedir. Bunu yapabilme gücüne sahiptir. Bu güce sahip olması, her zaman bunu kullandığı anlamına gelmez. Aynı zamanda Allah kimseye haksızlık da yapmaz. Onun sıfatlarından birisi de adil olmasıdır. Kulları arasında adaletle hükmeder. Allah’ın insanları saptırmasıyla ilgili ayetlere bakılırsa, bu insanların sapmayı istedikleri ve inkarda oldukları görülecektir. Allah sapmayı isteyene bu yönde sapkınlığını arttırmaktadır. Yoksa inanmak isteyen, samimi bir şekilde kendini Allah’a açan bir insanın saptırılması söz konusu değildir.

De ki: “Sizin şirk koştuklarınızdan hakka ulaştırabilecek var mı?” De ki: “Hakka ulaştıracak Allah’tır. Öyleyse, hakka ulaştıran mı uyulmaya daha hak sahibidir, yoksa doğru yola ulaştırılmadıkça kendisi hidayete ulaşmayan mı? Ne oluyor size? Nasıl hükmediyorsunuz?”

(10 Yunus Suresi – 35)

Bu ayette görüleceği gibi burada şirk koşanlardan söz edilmektedir. Bunlar şirk içindedirler. Allah böyle sapmak isteyenin de sapkınlığını arttırır. Onlara hidayet vermez. Bu konuyla ilgili ayetlerin tümüne bakıldığında bu mantık görülecektir. Allah sapmak isteyenin sapkınlığını arttırır, iman etmek isteyenin ise hidayetini arttırır. Örneğin bir kişi kalben bir samimiyetle Allah’a yönelmek isterse, Allah onun bu isteğine karşılık verir. Onun kalbini İslam’a açar. Bu açıdan kalpler Allah’ın elindedir. Bir kişi kendisi istese de bunu yapamaz, ama hidayet veren (hadi) olan Allah bunu yapar. Aynı şekilde birisi sapmak istediğinde onun sapmasını yine Allah sağlar. Bunun adalet içinde olduğunun düşünülmesi çok önemlidir.

 

Allah, insanlar arasında adaletle hükmeder. İstese herkesi iman eden yada inkar eden yapabilir. Bu güç onun elindedir. Bu güce sahip olması adaletle hükmetmeyeceği anlamına gelmez. Aslında materyalist değerlerle düşünüldüğünde insanların seçme gibi bir şansı yoktur. Her şey maddeden ibaret görüldüğünde, bu maddenin fonksiyonları da bellidir. İnsanı da sadece maddeden ibaret düşündüğümüzde, olaylar karşısında vereceği tepkiler belirli olacaktır. Çünkü sahip olduğu organlar ve onların salgıları dışında hiçbir şekilde hareket edemez. Bu da insanın hiçbir şekilde bir seçme şansının olmadığını iddia etmek olur. Evren sadece maddeden ibaret değildir. Bu evreni yaratan yüce Allah, insana seçme hakkı vermiştir. Bu seçimine göre Allah insanı saptırır yada hidayete erdirir. Cüz’i irade ve Küllî irade konusunda yapılan hata ikisinin de nitelik olarak benzer kavramlar olarak düşünülerek kıyaslanmaya kalkılmasıdır. Allah zaman dışında ve zamana hakim olan bir varlıktır. Onun için zamanın geçmesi ya da zamanı yaşamak diye bir durum söz konusu değildir. İnsan ise zamanlı bir varlıktır. O yüzden zaman için de insanın sahip olduğu cüzi irade ile, zamansızlık da Allah’ın sahip olduğu külli iradenin karşılaştırılması mantık olarak yanlıştır.

Mutlak irade sahibi olan Allah, insanlara seçme hakkı vermiştir.

Bir cevap yazın