Tek Bir Noktadan Başlayan Maceramız

İnkar edenler Evren (Gökler) ve yer birbirleriyle bitişik iken onları ayırdığımızı, her canlıyı sudan yarattığımızı görmüyorlar mı? Yine de onlar inanmayacaklar mı?

21 – Enbiya Suresi 30

 

Ayetin ifade şeklinden, bu ayette belirtilenlerin inkarcılara karşı bir delil niteliğinde olduğunu, bu ayette belirtilenler sebebiyle inkarcıların inanması gerektiğini anlıyoruz. Ateistlerin en temel iddiası maddenin sonsuzdan beri var olduğu ve tüm canlı-cansız varlıkların bu maddi yapıdaki özellikler sonucunda tesadüfen oluştuğudur. Oysa Büyük Patlama (Big Bang) teorisi Evren’in ve zamanın bir başlangıcı olduğunu ortaya koyarak ateizmin bu en temel iddiasını yıkmaktadır. Ayette “İnkar edenler görmüyorlar mı?” diye sorulması da çok anlamlıdır. Bu şekilde ayet Evren’in ve yeryüzünün bitişikken ayrıldığının anlaşılabileceğine, bunu anlamanın mümkün olduğuna da -bizce- işaret etmektedir. Ayetin doğruluğunun anlaşılacağı 1900’lü yıllar, bilimsel keşiflerin arttığı, bazılarının bilim ile dini çatışır halde göstermeye çalıştığı yıllardır. Sanayi toplumunun getirdiği refah ile şımaran insanların bazıları, bu yıllarda maddeyi putlaştırmaya ve Allah’ın yerine koymaya kalkmışlardır. Tam böyle bir ortamda bazı insanların tapınmaya kalktığı maddenin yaratılmış olduğunun, yani başlangıcı olduğunun, Big Bang ile doğrulanması inkarcı tezlere karşı bir darbedir. Ayetin devamında geçen “Yine de onlar inanmayacaklar mı” cümlesi de çok anlamlıdır. Ayetin bu işaretini de tarih doğrulamış, ortaya konan tüm delillere rağmen inkarcıların birçoğu inkarlarında ısrarcı olmuşlardır. Ayet bilimsel gerçekleri ortaya koyarken inkarcıların her şeye rağmen inanmama eğilimini de ortaya koymaktadır.

Ayette belirtilenler hem Evren’in başlangıcı olduğunu ortaya koyarak, inkârcılığın maddenin sonsuzdan beri var olduğu iddiasını yıkmakta ve inkârcıların tezlerini çürütmektedir. Kuran’ın indiği dönemden 1300 yıl sonra anlaşılacak bu gerçek Kuran’da geçtiği için inkarcılara Kuran’ın Allah’ın sözü olduğuna dair delil sunmaktadır.

 

Evren’in genişlediğini ve tüm Evren’in bitişikken birbirinden ayrıldığını Kuran dışında ortaya koyan hiç kimse olmamıştır. İşte eski Yunan, işte Ortaçağ, işte Yeniçağ, işte Platon’lu, Thales’li düşünce yoğunluğu, işte Batlamyus, işte Kopernik, işte Kepler, işte Kant… İnsanlık tarihinin tüm dehalarının hiçbiri genişleyen bir Evren’de olduğumuzu bilemediği gibi, bu Evren’in yaratılışının başında her şeyin birbiriyle bitişik olduğunun da farkına varamamışlardır. Gelişmiş aygıtlar olmadan, bilimsel birikim kullanılmadan bu sonuçlara varmak imkansız olduğu için tüm bu ünlü felsefeciler, fizikçiler bu sonuçlara varamamışlardır. Evren’in yaratıcısı Evren hakkındaki bu en önemli bilgileri Kitabıyla insanlara bildirerek; hem bu Evren’deki oluşumlara dikkatleri çekmiş, hem de Kuran’ın kendisi tarafından gönderilen bir kitap olduğunu ispat etmiştir. Günü gelince, Uzay’da bir nokta olan insana, tüm Uzay’ın bir noktadan yaratıldığının delillerinin örtüsünü açan Allah, böylece hem Evren’in bilgisini insanlara sunmuş, hem de kendi kitabının mucizelerini göstermiştir. Ayetin, açık mucizesi kadar “İnkar edenler görmüyorlar mı” ifadesiyle ayetin açıklamalarının anlaşılacağına işaret edilmesi, “Yine de onlar inanmayacaklar mı” ifadesiyle inanmayanların birçoğunun bu delillere rağmen inkarcılıklarına devam edeceklerine işaret etmesi de çok ilginçtir. Nitekim Einstein da Evren hakkında yaptığı keşiflerden çok bunların anlaşılabilmesine şaştığını söylemiştir. Bundan da ayetin, insanların bu ayette ifade edilenleri anlayabileceğine işaret edilmesinin önemi anlaşılmaktadır.

 

KOZMİK FON RADYASYONU DELİLİ

1948’de George Gamov ve öğrencisi Ralph Adler, Big Bang olduysa gerçekten Hoyle’nin söylediği fosilin olması gerektiği sonucuna vardılar. İleri sürdükleri mantığa göre Evren Big Bang’den sonra her yöne doğru genişlediğinden bu alçak düzey fon radyasyonu, bakılan her yönde mevcut olmalıydı. Big Bang’den sonra çıkan diğer bütün radyasyonların Evren’in içinde belli bir başlangıç noktaları olacak ve sadece o noktadan dışarı doğru yayılacaklardı. Ancak tüm Evren’i başlatan bir patlamadan çıkan radyasyon böyle bir tek noktaya kadar izlenemezdi; Evren’in genel dinamik genişlemesiyle bu radyasyon her yana yayılmak ve her yönden gözlemlenebilmek zorundaydı. Gamov ve Adler’in tahmin ettiği radyasyon 1960’larda New Jersey’de Princeton Üniversitesi’nde bir grup tarafından çok hassas aletlerle araştırılmaya başlandı. Fakat bu çok önemli bulguyu bulmak enteresan şekilde başkalarına nasip olacaktır.
Arno Penzias ve Robert Wilson, Bell telefon şirketinde iki araştırmacıdır. Bir gün ikili, Evren’in her yanından gelen bir parazitle karşılaşırlar ve bunun sebebini tam olarak anlayamazlar. İşin enteresan yanı Penzias ve Wilson olayı iyice anlamak için çok yakınlarda çalışan Princeton Üniversitesi’ndeki ekipten Robert Dicke ve arkadaşlarını telefonla ararlar. Telefonu kapatan Dicke büyük bir hayal kırıklığına uğrar ve Nobel ödülünü kazandıracağını umdukları keşfi başkalarının bulduğunu anlar… Evet, bir soğuk kaynakla kıyaslıyorlardı ve hep mutlak sıfırın tam 3 derece üstünde 3 Kelvin’deydi. Radyasyon tam beklenen özelliklere sahiptir ve Evren’in her tarafından gelmektedir. Hoyle’un bulunmayacağını sandığı fosil bulunmuştur. Nobel ödülünü de böylece Penzias ve Wilson kazanır.
UYDUDAN BÜYÜK PATLAMA’YA DESTEK

Büyük Patlama’dan sonra Evren’e yayılan radyasyonun kalıntıları Cobe uydusu tarafından tespit edildi.

Penzias ve Wilson 1965’teki keşifleriyle Nobel’i aldıktan sonra, 1989 yılında daha da gelişen teknolojinin yardımıyla COBE uydusu bir roketle uzaya gönderildi. COBE uydusundan gelen veriler Penzias ve Wilson’un buluşunu destekledi. Birçok kişi COBE’nin verilerine kesin kanıt dedi. Böylece 1927’de Lemaitre ile başlayan süreç 1990’larda yeni kanıtlarla çok sağlam bir zemine oturdu. Yıl 1990’ları gösterdiğinde Kuran’ın inmeye başladığı tarihten 1400 yıldan fazla bir zaman geçmişti ve Kuran’ın söyledikleri uyduyla da ispatlanıyordu.
Issız bir adaya çıksak ve bu adada küllere rastlasak herhalde hiçbirimizin bu adada daha önce bir ateşin yandığına şüphesi olmaz. Bu küller adada daha önce yanan ateşin bir nevi fosilidir.

Aynı şekilde COBE’nin ve daha önce Penzias ve Wilson’ın bulduğu fosil-ışın da Big Bang’in bir kanıtıdır. Bu fosil-ışının Evren’in her yanına dağılmış durumda olması gerektiğinin Big Bang ile alay etmek isteyenlerce ortaya atılması da bu delilin sağlamlığının diğer bir göstergesidir.
Big-Bang’i kanıtlayan delillerden biri de Evren’deki hidrojen-helyum oranıdır. 1930’lu yıllarda her gök cisminin yapısına göre özel bir ışık saçtığı olgusundan yola çıkan astronomlar, yıldızların ve galaksilerin bileşimini analiz etmek için özellikle tayfölçerlerden yararlandılar. Tayfölçer ve matematik sayesinde, Evren’in, ortalama olarak %73 hidrojen, %25 helyum ve az oranda da öteki elementleri içerdiğini hesapladılar. Oysa yıldızlar bu kadar hidrojen ve helyum üretmiyorlardı. Değişik bilim adamları tarafından yapılan hesaplar %20-%30 miktarında helyumun yıldızlardan önce meydana gelmiş olması gerektiğini ortaya koydular. Yalnızca Big Bang’in ilk anlarında var olan ateş topu bu miktardaki hafif gaz sentezini gerçekleştirebilirdi. Big Bang ile oluşan bir Evren’de beklenen ile Uzay’daki hidrojen ve helyum miktarının uyumu, teoriyi destekleyen delillerden bazılarıdır.
Big-Bang’i kanıtlayan deliller yeterli olmakla beraber, 2000 yılına girildiğinde bile bu delillerin sürekli arttığını görüyoruz. İsviçre’nin Cenevre kentinde dünyanın en ünlü fizik merkezlerinden CERN’de çok yüksek maliyetlerle Big Bang ortamı oluşturulmuştur. Buradaki deneylerin bulguları da Big Bang’i destekler özelliktedir. Araştırmaya liderlik eden Londra’daki Imperial Koleji öğretim üyelerinden Fizikçi Prof. Peter Dornan’a göre bu deneyin bulguları 21. yüzyılın en önemli buluşlarındandır.
Evren’in bir başlangıcı olması gerektiğini Termodinamiğin İkinci Kanunu (entropi) da desteklemektedir. Entropi kendi haline bırakılan sistemlerin düzensizliğe doğru değiştiklerini, enerjinin daha az kullanılabilir hale doğru gittiğini ve sonuçta tam bir işe yaramazlık durumuna erişileceğini ifade eder. Buna göre  Evren sonsuzdan beri var olsaydı sonsuz zamanda hareket tamamen durmuş olacaktı. (Gerçi “sonsuz zaman vardır” demek, sonsuzu geçip buraya geldik demektir. Oysa sonsuz geçmez, eğer geçiyorsa sonsuz değildir. Kısacası zaman olarak şu noktadaki varlığımız bile bir başlangıcın varlığını ispat eder. Kindi ve Gazali gibi Müslüman felsefeciler ve kelamcılar, bu hususu çok güzel ortaya koymuşlardır (detaylarına burada girmiyoruz). Batı’da onların öncülüğünü yaptığı bu tip akıl yürütmeler “kalam cosmologic argument” başlığıyla hala gündemdedir. Caner Taslaman’ın “Big Bang ve Tanrı” kitabı ise modern dönemdeki verilerden yola çıkarak bir Müslüman felsefecinin bu delili savunmasının bir örneğidir.) Evren’in başlangıcı olması gerektiğini gösteren felsefi verilerle, Evren’in başlangıcını ispat eden modern fiziğin önemli teorisi Big Bang ve Entropi Yasası aynı sonuçta birleşmektedir.
PEYGAMBERİMİZ UZAYA UYDU MU GÖNDERDİ?

 Big Bang’in doğrulanması için Uzay’daki uydulardan ve teleskoplardan gelen verilerin kullanıldığını gördük. Peki Uzay’a gönderilen bu uydudan 1400 yıl önce Muhammed Peygamber, her şeyin kaynaşmış tek bir bileşen olduğu durumdan Evren’in ve yeryüzünün meydana geldiğini nasıl anlamıştı? Uzay’ın her an genişlediğini Muhammed Peygamber’in nasıl bilebildiğiyle ilgili “Acaba Muhammed Peygamber çölün kumları altına bir teleskop mu sakladı” diye sorduk. Üstelik bu teleskobun Hubble’ın teleskobu gibi gelişmiş olması gerekirdi. Peki, inkarcılar, acaba Evren’in başta tek bir birleşim olduğunun Kuran’da geçmesini “Muhammed kozmik fon radyasyonunu hesaplayarak buldu” diyerek mi izah edecekler? Bunun için Muhammed Peygamber’in herkesten gizlediği uydusunu Uzay’a gönderdiği ve bu uydudan gelen verileri değerlendirerek COBE’den önce gerekli çıkarımları 1400 yıl önce yaptığı fikrini mi savunacaklar? COBE’den 25 yıl önce fosil radyasyonu keşfeden Penzias ve Wilson, Nobel ödülünü aldılar. Peki, 1400 yıl önce Evren’in tek bir birleşimden oluştuğunu da, Evren’in genişlediğini de söyleyen Hz. Muhammed’in Peygamberliğini inkar edenler, acaba en azından onu Nobel fizik ödülüne aday gösterecekler mi?
Görüldüğü gibi Kuran’ın Allah tarafından gönderilmediğini, Hz. Muhammed’in Kuran’ı kendisinin yazdığını söyleyenler, ne iddia ederlerse etsinler komik duruma düşmekten kurtulamayacaklardır. İnanmaya niyeti olmayanlar hangi delili görürlerse görsünler inkara kendilerini şartlandırmışlardır. Hz. İbrahim’e karşı böyleydi, Hz. Musa’ya karşı böyleydi, Hz. İsa’ya karşı da böyleydi, Hz. Muhammed’e karşı da böyledir. İnkarcıların tavrı, tarih boyunca hep aynı psikolojiyi yansıtır. Aşağıdaki ayette görüleceği gibi Hz. Musa’ya karşı koyanlar da, her ne delil görürlerse görsünler inkar edeceklerini söylemişlerdir.

 

Bizi büyülemek için delil olarak her ne getirirsen getir, biz sana inanmayacağız.

7 – Araf Suresi 132

 

BİG BANG ALLAH’IN BİRLİĞİNİN DE DELİLİDİR

Çok tanrılı inançlar değişik toplumlarda ve değişik çağlarda birbirlerinden apayrı yapılara sahiptir. Eski Mısır’da gözüken çok tanrılı inançla, Hintliler’in çok tanrılı inanç sistemi birbirinden çok farklıdır. Fakat çok tanrılı inanç sistemlerinin ortak özellikleri değişik tanrılara değişik hakimiyet alanları ayırmalarıdır. Güneş bir tanrıdır, Ay ise değişik bir tanrıdır, dağların tepesindeki falanca tanrı apayrı bir tanrıdır… Kimi tanrı yağmurlardan, kimi tanrı rüzgarlardan sorumludur, kimi tanrı dağların hakimidir, kimi tanrı nehirlerin hakimidir… Evren’i ayrı ayrı bölümlere ayıran çok tanrılı zihniyetlere karşın tek Allah inancına sahip olan Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet Evren’i bir bütün olarak görmüşlerdir. Bu inançların sebebi ise tek bir Allah’ın yarattığı Evren’de ayrılığın, bölünmüşlüğün olamayacak olmasıdır. Bu dinlere göre bölünmüşlük dış görünüştedir, fakat işin özünde Evren’e teklik hakimdir; tek Allah’ın kontrolünde olan Evren’in her noktası birbiriyle ilişkili bir bütündür.
Birçok İslam düşünürü,  tek Allah’ın yarattıklarında bir bütünlük olması gerektiğini söylemişler ve bu bütünlüğün Allah’ın birliğinin delili olduğunu vurgulamışlardır. Bu düşünürler, Evren’de meydana gelen tüm olayların birbirleriyle nasıl ilişkili olduğunu açıklayarak bu birliği göstermeye çalışmışlardır. Big Bang ile ortaya çıkan verilerden sonra ise, Evren’deki yaratılanların birliği bir kez daha ispatlanmıştır. Çünkü artık Evren’in başının tek bir birleşim olduğu açıkça gözükmektedir. Evren’de oluşacak olan her şey bu teklikten oluştuğuna göre, zaten birlik içinde ve birbirleriyle ilişkili olmak zorundadır. Artık hiç kimse Güneş’in ayrı, Ay’ın ayrı, insanın ayrı, yılanın ayrı, falanca bitkinin ayrı bir yaratıcısı var diyemez… Evren’in kökeni bir tekilliktir, bu tekilliği yaratan kim ise; bu tekillikten ortaya çıkan Güneş’i, Ay’ı, insanı, hayvanları, bitkileri de yaratan O’dur.

Evren’in kökeni bir tekilliktir, bu tekilliği yaratan kim ise; bu tekillikten ortaya çıkan Güneş’i, Ay’ı, insanı, hayvanları, bitkileri de yaratan O’dur.

1 – De ki : O Allah Bir’dir.

2 – 
Allah, her şeyin muhtaç olduğudur.

3 – 
Doğurmamıştır, doğurulmamıştır.

4 – Ve hiçbir şey O’nun dengi değildir.

112 – İhlas Suresi 1-4

Kaynak: Kaynak: Mucizeler,  Kuran: Hiç Tükenmeyen Mucize PDF

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir